: Health,Psychology,Sağlık Blog-: su
su etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
su etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
6.12.2008

Eti bol yiyorsanız suyu da bol için

0 yorum

Bayramda bol bol et yiyeceğimiz Allah'ın emri ama bol et yenilince bol miktarda da sebze ve meyve tüketmek özellikle de günde en az 2 litre su içmek şart!

İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Murat Varlı, Kurban Bayramı nedeniyle artan et tüketiminin kabızlık problemi yaratmaması için, et ile birlikte lifli gıdalardan zengin meyve-sebze ağırlıklı beslenmek ve günde en az 2 litre su tüketmek gerektiğini bildirdi.
Varlı, AA muhabirine yaptığı açıklamada, kurban etinin, ''yılda bir defa yiyoruz'' mantığıyla abartılarak değil, ihtiyaç duyulduğu kadar tüketilmesi gerektiğini söyledi.
Sindirimi zor olan etin gereğinden fazla tüketiminin midede şişkinlik, hazımsızlık gibi sıkıntılara neden olabileceğini kaydeden Varlı, ''Fazla miktarda et yemek, kolesterol, kalp ve karaciğer rahatsızlığı bulunanlar için sağlık sorunlarına yol açabilir. Alınan fazla kalori nedeniyle şeker hastalarında kan şekeri kontrolü bozulabilir. Ayrıca, aşırı et tüketimi, gut hastalarının rahatsızlığını aktif hale getirebilir'' dedi.
Varlı, soğuk hava nedeniyle fiziksel aktivitenin kısıtlanması, bazal metabolizma hızının yavaşlaması, bayram ile yılbaşı kutlamalarının yakın tarihlere denk gelmesi nedeniyle kilo artışının hızlanmasının, sağlık açısından risk faktörleri olduğuna dikkati çekti.
Hayvansal proteinlerden zengin gıdalarla beslenenlerde kalın bağırsak kanseri riskinin yüksek olduğuna işaret eden Varlı, bu nedenle kırmızı et tüketmenin faydaları yanında zararlarının da olabileceği düşünülerek, etin de diğer tüm besinler gibi dengeli tüketilmesi gerektiğini kaydetti.
Kurban Bayramı boyunca kırmızı etten uzak durmakta zorluk çekenlerin kabızlık sorunuyla karşı karşıya kalabileceği uyarısını dile getiren Varlı, ''Kurban Bayramı nedeniyle artan et tüketiminin kabızlık problemi yaratmaması için, et ile birlikte lifli gıdalardan zengin meyve-sebze ağırlıklı beslenilmesini ve günde en az 2 litre su tüketilmesini'' önerdi.
Kırmızı etin pişirilirken yanmamasına dikkat edilmesi ve iyi çiğnenmesi gerektiğini de belirten Varlı, sağlık veya diğer nedenlerle et tüketemeyenler için de bazı tavsiyelerde bulundu.
Bu kişilerin mercimek, nohut, kuru fasulye gibi kuru baklagilleri tüketerek protein gereksinimlerini karşılayabileceklerini kaydeden Varlı, söz konusu besinlerin lif içermesi nedeniyle hem kolesterolün düşürülmesine yardımcı olduğunu, hem de kabızlık problemi olanların rahatlamasını sağladığını bildirdi.

12.09.2008

Solaryum nedir ne değildir?

0 yorum

Solaryum son yıllarda en çok talep edilen konuların başında gelmektedir. Pek çok kişi bronz bir tenin kişiyi daha güzel, canlı gösterdiği fikrinde birleşmektedir. Bu doğrudur ancak solaryuma girerken dikkat edilmesi gereken bazı kurallar vardır. Her şeyden önce giriş süreleri ve seans adedi çok önemlidir.

İlk seansta 8-10 dakika yeterlidir ve 5'er dakika arttırarak maksimum 20 dakika kalınmalıdır. Fakat ne yazık ki günümüzde ne solaryum merkezleri ne de müşteriler bu konuda gereken önemi göstermemektedirler.

Aşağıdaki bilgileri lütfen dikkate alınız:

1-Bir hafta içinde 3 kereden fazla girmeyiniz.
2-Aynı gün ,içinde 2 kez girmeyiniz.
3-Mutlaka makyajınızı temizleyiniz.
4-Lensle solaryuma girmeyin.
Bunlara dikkat edildiği ve makul sürelerde girildiği taktirde solaryum cildinize sağlıklı bir bronzluk sağlamakla kalmaz aynı zamanda D vitamini sentezi yaptığı için kemiklerinizin güçlenmesini,eğer varsa bel,sırt ve boyun ağrılarınızın azalmasını sağlar.

12 soruda solaryum

1. Solaryum zararlı mıdır?
Kuralına uygun girilirse kesinlikle zararlı değildir.

2. Zararlı olmadığının en önemli kanıtı nedir?
Tüm solaryum üreticisi firmalar sağlık açısından TÜV,CE ve DIN gibi normlara uymak zorundadır.Aksi taktirde ürünlerini diğer ülkelere satamazlar.

3. Ülkemizde bunları denetleyen bir kurum var mıdır?
Elbette vardır. Aksi halde distribütör firmalar bu cihazları ithal edemez ve satamazlar.

4. Solaryumun güneşten farkı nedir?
En önemli fark solaryum cihazları filtreli olduğu için, güneş gibi ozon tabakası delindiği için kansorejen etkisi olan ışınlar cilde temas etmez.

5. Solaryum cildi kurutur mu?
Gereksiz derecede fazla girilirse tabi ki kurutur.

6. Solaryuma girerken nelere dikkat etmeli?
Tüplerin yeni olmasına, filtreli ve havalandırma sistemli olmasına ve dezenfekte edilmesine…..

7. Kaç dakika girmeliyiz?
Eğer kişi ilk defa giriyor yada uzun zamandan beri ilk defa giriyor ise cilt yapısına göre 5 yada 10 dk girmeli solaryuma girmeye alışmış ise maksimum 20 dk girmelidir.

8. Toplam kaç seans girmeliyiz?
Bu tamamen cilt yapısına bağlıdır. Fakat ilk etapta 6 ya da 7 seansı geçmemelidir. Daha sonra ara sıra girilerek renk korunabilir.

9. Solaryuma girmeden önce ne yapmalıyız?
Makyaj ve cilt üzerindeki deodorant, parfüm ve benzeri şeyler iyice temizlenmeli ve ayrıca gözlerde lens varsa çıkartılmalıdır.

10. Solaryumda gözler açık kalabilir mi?
Mutlaka özel gözlükleri kullanılmalıdır.

11. Solaryumun faydaları nelerdir?
Doğru girildiğinde yağ salgılamasını dengeler ve sivilcelerin kurumasına yardımcı olur, sırt ,omuz ve boyun ağrılarını azaltır, vücutta D vitamini sentezi oluşturarak kemik erimesinin önlenmesine yardımcı olur.

12. Solaryumdan sonra nelere dikkat edilmeli?
Bol bol su içilmeli, yüz ve vücut için nemlendirici kullanmalı. Hem böylece çok daha kalıcı bir bronzluk ortaya çıkar. Hemen ardından makyaj, parfüm ve benzeri kullanılmamalı.

11.09.2008

AKCİĞER ABSESİ

0 yorum

TANIM:
Akciğer absesi,akciğer parankimasında değişik etyolojik ve patolojik olaylarla oluşan nekroz, süpürasyon ve fibröz doku reaksiyonu ile sınırlı patolojik bir oluşumdur.
ETYOLOJİ:
Akciğer absesi hazırlayıcı bir hastalığın sekonder komplikasyonudur.
Akciğer abselerinin %60’ı anaerob mikroorganizmalar içeren üst solunum yolları florasının aspirasyonuyla oluşur.Periodontal sepsisli (gingivitis veya piyore) olgularda uygulanan ÜSY operasyonlarında sık görülür.Aspirasyona neden olan durumlar;
• Alkolizm, diyabet koması, epilepsi, malnütrisyon, ilaç alışkanlığı, sedatif kullanılması, hemipleji, nörolojik bozukluklar gibi bilinç kaybına yol açan koşullar.
• Özefageal bozukluk ve nörolojik yetersizliğe bağlı disfaji.
• Nazogastrik intübasyon, trakeostomi, nazogastrik beslenme tüpleri.
Akciğer tümörü, lenfadenopati, mukoid tıkaç, yabancı cisimle bronş tıkanıklığı olursa, tıkanıklığın gerisinde biriken mukus mikroorganizmaların üremesi için iyi bir ortam oluşturur, infeksiyon ve abse gelişir. Bronş kistleri, hidatik kist, bronşektazi ve akciğer infarktüsü olaya eklenen infeksiyon ile abseye dönüşebilir.
En fazla etken olan mikroorganizmalar;
Anaerob:. Fusobacterium nucleatum, Bacteroides melaninogenicus, B. İntermedius Peptostreptococcus.
Aerob: Streptokoklar,mikroaerofilik streptokoklar,Stphylococcus aureus ve Klebsiella’dır.
S. Aureus ve gram negatif basillere bağlı abseler hastane infeksiyonu olup ağır tıbbi cerrahi koşullarda, direnci düşük, güçsüz olgularda görülür.
Amip absesi hepatik abseden diyafragma yoluyla akciğere direkt yayılma ile oluşur.
Nocardia abseleri özellikle kortikosteroid uygulamasına bağlı immünsüpresyon sonucu oluşur.Özellikle S.aureus, anaerob bakteri ve P. Aureginosa’nın etken olduğu septik emboliler multipl, soliter, periferik yerleşimli hematojen akciğer abselerine yol açar. Hematojen abseler çoğunlukla intravenöz ilaç uygulanan olgularda görülür.


PATOGENEZ:
Aspirasyon pnömoni ve absesinin gelişmesi için akciğerin savunma mekanizmasının ve vücut direncinin zayıflaması, fazla miktarda mikroorganizma bulunması gerekir.Sağ ana bronşun trakea ile daha dar açı yapması nedeniyle aspire edilen maddeler daha çok sağ akciğere ulaşır.7-14 günde hava sıvı düzeyi gösteren tipik abse görünümü ortaya çıkar.
PATOLOJİ:
Patolojik özellikler diğer abselerden farklı değildir.Başlangıçtaki solid inflamasyon dokusu erir ve cerahat dolu bir kavite oluşur.Kısa sürede çevresinde granülasyon dokusu ve fibrozis gelişerek olayın yayılması engellenir. Arasıra iltihabi materyal bronşlar yoluyla dışarı atılır ve drenaj yeterli olursa abse iyileşir.Drenajı bozuk ve virulan bakterilerin oluşturduğu abseler birçok bronşa açılarak diğer akciğer alanlarına yayılır ve multipl abselere yol açar. Bazen abseyi drene eden bronşta oluşan inflamasyon materyali birikir, kollapsa yol açar.Kollabe alan üzerinde plevranın negatif basıncının emici etkisi daha artarak ampiyem oluşmasına yol açar. Plevraya yayılım periferik yerleşimli abselerde sıktır.Abse büyüdükçe genişleyen granülasyon dokusu plevraya yayılımı önler. Aspirasyon abselerinde plevraya rüptür ender, bronşa rüptür sıktır. Ufak abseler büzülür, fibröz skar dokusu içinde kaybolur.Büyük olanlar aynı kalır. Yetersiz drenaj ve yetersiz tedavi sonucu infeksiyonun devam etmesi abseyi kronikleştirir, bal peteği şeklinde kistik görünümler ortaya çıkar. Birçok olguda tedaviyle bu oluşumlar gelişmez.
KLİNİK BULGULAR:
Abse pnömoni belirtileriyle başlar.Titreme ile ateş yükselmesi, halsizlik olur. Sonra öksürük ve giderek artan balgam çıkarma eklenir.Anaeroblara bağlı abselerde balgam kötü kokulu olur.Bazen absenin bronşa açılmasıyla kusma şeklinde bol balgam çıkarma olabilir. Balgamda çizgi şeklinde kandan, ağır öldürücü kanamalara ulaşabilen hemoptizi bulunabilir.Yan ağrısı olabilir.S. aureus, gram(-) basil ve amip abseleri hızlı ve ciddi seyir gösterir.
Fizik bulgular, erken evrede pnömoni bulgularıdır. Geç evrede amforik veya kavernöz solunum, plörezi bulguları, geniş abselerde matite alınır. Solunum sesleri hafiflemiştir. Kronik abselerde çomak parmak görülür.

LABARATUVAR BULGULARI:
Hastalığın erken evrelerinde lökositoz vardır.Sedimentasyon hızı artmıştır.İnfeksiyonun toksik etkisiyle hipokromik anemi görülebilir.
Balgamda bakteriyolojik incelemeler, mikobakteri, patojen mantarlar, parazitler yönünden incelemeler ve sitolojik incelemeler, rutin aerob ve anaerob kültürler yapılır.Transtrakeal aspirasyon biyopsisi veya fiberoptik bronkoskopi ile alınan örnekler anaerob kültür için daha uygundur. S. Aureus, gram (-) basil ve anaerob infeksiyonlarda kan kültürü yararlıdır.Plevral sıvıda aerob ve anaerob kültür özellikle ampiyemde tedaviye başlamadan önce yararlıdır.

TANI:
PA-Yan Akciğer Filmi: Akciğer absesi, akciğer filminde hava-sıvı düzeyi gösteren kavite görünümü ile tanınır.Başlangıçta bir veya birkaç akciğer segmentini tutan homojen, düzensiz sınırlı pnömonik gölge görülebilir.Hava-sıvı düzeyinin görülebilmesi için absenin bronşa drene olması gerekir.
Bir çok olguda absenin primer nedenini radyolojik olarak saptamak olası değildir.Yabancı cisim aspirasyonu varsa madeni olanlar radyolojik olarak görülür,organik olanları görmek olanaksızdır
Bilgisayarlı Tomografi: Absenin büyüklüğü ve lokalizasyonu hakkında daha iyi bilgi verir.
Bronkoskopi: Bronkoskopi, antibiyotik tedavisine yanıt alınamayan, atipik klinik bulgu gösteren, malign kavite, obstrüktif tümör ve yabancı cisim aspirasyonu olan abseli olgularda rutin olarak uygulanır.
Diyagnostik Torakotomi: Wegener granülomatozu, diğer vaskülitler ve malignitelerde, diğer yöntemlerle tanı konamayan olgularda biyopsi ve eksizyon için cerrahi tetkik endikedir.
TEDAVİ:
Absenin tedavisi etyolojik nedene yönelik olmalıdır.
Antibiyotik tedavisi: Kültür antibiyogram sonucuna göre antibiyotik verilmelidir.
Penisilin 10-20 milyon ünite/gün klinik düzelme sağlanıncaya dek verilir.Sonra im. yada po. Penisilin G, penisilin V, ampisilin, amoksilin 4x500-750 mg verilir.

Klindamisin 4x600 mg iv. olarak;
• Penisiline dirençli anaerob olgularda,
• Penisilin kontrendikasyonu olan, ciddi ve hızlı seyirli olgularda verilir.
• Ateş düşüp klinik düzelme sağlandıktan sonra 4x300 mg’a düşülür.

Metranidazol anaeroblarda erken etkili olup mikst anaerob ve aerob infeksiyonlarda, ciddi seyirli ve klindamisine yanıt alınamayan olgularda kullanılır.
Sefalosporinler penisiline eşdeğer etkilidir. 4x1gr. İv. verilir.
S.aureus abselerinde nafcillin, oxacillin, özellikle meticillin gibi penisilinaz enzimine dirençli penisilinler veya birinci jenerasyon sefalosporinler kullanılır. Sefalosporinlere direnç kazanan, ağır S.aureus infeksiyonlarında vankomisin 4x500mg. veya devamlı infüzyonla 1-2 gr. verilir.
A grubu beta-hemalitik streptekok infeksiyonlarında penisilin G tercih edilir.
• Ekspektoran,mukolitik balgam çıkarmayı kolaylaştırmak için kullanılır.
• Solunumsal, kardiyak, renal, fonksiyonlar dikkatle izlenmeli ve destekleyici tedavi verilmelidir.
• Tedavinin 3-7. günleri arasında ateş düşmeye başlar, 14. günde kaybolur.
• Balgamda pis koku 3-10 günde azalır.
• Radyografik bulgular 2-3 haftada düzelir.
• Tedavi 6 hafta veya akciğer filminde lezyon düzelinceye kadar sürdürülmelidir.
• Tekrarlamayı önlemek için 2-4 ay veya daha uzun koruyucu tedavi verilir.
Cerrahi tedavi:
• Tıbbi tedaviye yanıt yoksa,
• Kontrol edilemeyen veya hayati tehlike oluşturan hemoptizi,
• Bronkojenik karsinoma,
• Ampiyem, bronkoplöral fistül, bronşektazi, fibrozis, hava kistleri gibi komplikasyonlar varlığında uygulanır.
KOMPLİKASYONLAR:
Erken:
1 -Bronş yoluyla diğer akciğer alanlarına ve kan yoluyla diğer organlara yayılması.
2-Ampiyem
3-Bronkoplöral fistül
Geç:
1-Bronşektazi
2-Bül, bleb, fibrozis
3-Amiloidozis,malnütrisyon, kaşeksi, anemi, su ve elektrolit dengesinin bozulması
.
PROGNOZ:
Kötü prognoz kriterleri:
1-6 cm’den büyük kavite
2-6 haftadan uzun süren semptomlar
3-Nekrotizan pnömoni
4-Yaşlı, düşkün ve immunolojik yetersizliği olan olgular
5-Bronşiyal obstrüksiyona bağlı abseler
6-S. aureus ve gram(-) basillerin oluşturduğu abseler
KORUNMA:
1-Aspirasyon oluşmasının önlenmesi
2-Periodontal hastalıkların uygun tedavisi
3-Tekrarları önlemek için antibiyotiklerin yeterli süre kullanılması.

3.09.2008

Oruç tutarken su kaybına dikkat

0 yorum

Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Mehmet Akman, AA muhabirine yaptığı açıklamada, yazın oruç tutmanın özellikle sıvı ihtiyacı açısından bazı sorunlara neden olabileceğini söyledi.
Bir insanın günlük sıvı ihtiyacının 2-2,5 litre olduğunu belirten Yrd. Doç. Dr. Akman, ramazan ayında da bu miktarda sıvı tüketilmesine özen gösterilmesi gerektiğini vurguladı.
Akman, ramazan ayının yaz mevsiminin sonuna denk gelmesi nedeniyle kronik hastaların da doktor kontrolünde oruç tutmalarını tavsiye etti.
Sıcak havanın etkili olduğu bugünlerde su tüketiminin büyük önem taşıdığını kaydeden Akman, ''Günlük su ihtiyacının tamamı sahurda alınmaya çalışılmamalı. Sıvılar, iftardan itibaren yavaş yavaş alınmalı'' dedi.
Sıcak nedeniyle sıvı kaybedenlerde bazı mineral kayıpları da olabileceğini bildiren Akman, ''En büyük kayıp sodyumda ortaya çıkar. Bu yüzden sıcakta çalışanlar ve aşırı terleyenlerin kaybedilen sodyumu almaları için iftarda tuzlu ayran içmelerini öneriyoruz. Ramazanda su tüketimi ve kaybı hayati önem taşıyor. Sıcaklarda fazla su kaybı, hayati açıdan olumsuz sonuçlar doğurabilir'' dedi.
Sahurun en önemli öğün olduğunu ifade eden Akman, ''sahurda ne kadar çok yenirse gün içinde o kadar az acıkılır'' anlayışının yanlış olduğunu belirtti.
Besin öğelerinin iftardan sahura kadara azar azar ama sık alınması gerektiğini vurgulayan Akman, şunları kaydetti:
''Ramazanda en çok karşılaşılan sorun kabızlıktır. Bu nedenle iftardan sahura kadar olan sürede azar azar ama sık lifli gıdalar tüketilmeli. Meyve olarak bu dönemde üzüm, erik, kavun ve karpuz yenebilir. Tahıl olarak da genellikle kepekli ekmek, bulgur ve kabuklu pirinç tüketilmesi kabızlık tehlikesini ortadan kaldırabilir. Bunların yanı sıra sindirimi kolaylaştıran yoğurt ile ana yemekte sebze tüketilmesi ramazan ayında sindirim bozukluklarının önüne geçebilir.''
-SICAKTA KAYBEDİLEN FOSFOR İÇİN BALIK-
İftarda az ve hafif yiyecekler yenmesini öneren Akman, yemeğe hafif bir yiyecekle başlanmasını, 15-20 dakika ara verilerek devam edilmesini önerdi.
İftarda tuz, şeker ve kızartmadan uzak durulması gerektiğini belirten Akman, şöyle konuştu:
''Sıcaklara bağlı olarak yaşanacak terleme nedeniyle ortaya çıkacak fosfor kaybını gidermek için kırmızı et yerine balık eti tüketilebilir. Sahurda daha çok yumurta, peynir, süt, yoğurt gibi proteinli gıdalar tüketilmeli. Bu besinler gün boyu kişinin ihtiyaç duyacağı enerjiyi karşılayacaktır. Ayrıca bu gıdalar kişinin günlük ihtiyaç duyduğu vitamin ve mineraller açısından da zengindir.''

2.09.2008

Suyun insan yaşamındaki önemi nedir?

0 yorum

ÇEVRE TEMİZLİĞİ VE İNSAN SAĞLIĞI İÇİN SUYUN ÖNEMİ
Su; gıda güvenliği, eko-sistem ve biyolojik çeşitlilik, kentsel ve kırsal alanın, sanayinin gelişmesi, sağlıklı yaşam, temiz hidro-elektrik enerji üretimi, için gerekli olan temel bir kaynaktır. Su doğal bir kaynaktır. Günümüzde dünya nüfusunun % 40’ını teşkil eden 80 ülke ciddi su yetersizliği ile karşı karşıyadır. Su, kentsel ve kırsal yaşam ve ekonomisi için vazgeçilmez bir unsur/girdi olmuştur. Hızlı artan nüfus ve hızlı kentleşme su kaynakları üzerinde olumsuz etkiler yaratmakta ve su kirliliği hızla yaygınlaşmaktadır.
Su kaynakları ve onun çevresine en büyük tehditler kentlerden gelmektedir. Kentlerden akıp geçen nehirlerimiz kirletilmiş olarak akışlarına devam etmektedirler. Dolayısıyla su kullanımları arasındaki gerçek yarış, tarımda ve kentsel alanlarda kullanılan su ile çevre için kullanılan sular arasında olmaktadır. Türkiye su kıtlığı çeken ülkeler arasında yer almamakla birlikte, hızlı nüfus artışı, kirlenme ve yıllık yağış ortalamasının dünya ortalamasından düşük olması; mevcut kaynakların daha dikkatli kullanılmasını ve kirlenmeye karşı gerekli tedbirlerin bir an önce alınmasını gerektirmektedir.
Suyun insan yaşamındaki önemi nedir?
Su, insan yaşamında hayati bir önem taşımaktadır. Sadece yaşam için gerekli bir nesne değil aslında yaşamın kendisidir su. Yeryüzünde ilk yaşamın başladığı yerdir ve bizi çevreleyen tabiat ana ve canlıların yaşamı için ikamesi olmayan çok değerli bir elementtir. Suyun bolluğu halinde değeri tam anlaşılamazken, yokluğu halinde ölümle eş anlamlıdır. Gerçekten de, insan vücudu büyük oranda sudan oluşmaktadır.

Vücudumuzdaki su oranı yaşam sürecimiz boyunca değişim göstermektedir. Yeni doğan bir bebekte vücut ağırlığının %75'i sudan oluşmakta iken bu oran çocuklarda %70, yetişkinlerde %60 ve yaşlılarda %50 şeklindedir. Yetişkin bir insan bir kısmı yiyeceklerden karşılanmak üzere günde 2-3 litre suya ihtiyaç duyar.

Suyun insan vücudunda çok önemli işlevleri vardır. Bunlardan başlıcaları şöyledir:
· Su biyolojik bir çözücüdür ve bu çözücü rolüyle vitaminlerin ve minerallerin hem vücutta taşınmasını, hem de çözülmesini sağlar,
· Su vücut sıcaklığının düzenlenmesinde çok önemli bir rol oynar
· Derinin nemlenmesinde, toksinlerin atılmasında ve vücudun temizlenmesinde temel görev üstlenir
· Böbreklerin çalışmasını kolaylaştırır
· Kayganlaştırıcı bir madde olması nedeniyle birçok organın gerektiği gibi çalışmasını sağlar.

30.08.2008

1 kilo yağ 1 milyon kilo suyu bozuyor

0 yorum

Uzmanlardan bilgiye göre, ülkemizde yıllık 1 milyon 650 bin bitkisel yağ üretimiyle Avrupa'nın 3. en çok bitkisel yağ tüketilen ülkesi olduğu ortaya çıktı.
Uzmanların yaptığı uyarıda; "Her yıl 350 bin ton bitkisel atık yağ doğaya bırakılıyor. Bu miktarda atık bitkisel yağ toplanıp işlenerek, yıllık ithal edilen petrol miktarı ciddi ölçüde düşürülebilir. Atık yağlar toplanarak biodizel adı verilen, yüksek verim sağlayan bir akaryakıta dönüşebiliyor. Ekonomiye katkı ve gelecek nesillere bırakılacak temiz bir çevre için bitkisel atık yağların değerlendirilmesi çok büyüm bir önem taşımaktadır" denildi.
Şanlıurfa'da yemek kültürünün de etkisiyle her yıl meydana gelen atık yağ miktarı dikkat çekecek miktara ulaşıldığı kaynakta, gerekli toplama, depolama ve geri dönüşüm ünitelerin olması, her yıl çok miktarda atık yağın lavabolardan dökülerek, sulara karışmasına neden olduğu belirtilen açıklamada şu görüşlere yer verildi: "Sulara karışan atık yağ, yeraltı sularının kirlenme nedenlerine bakıldığında göze çarpan en önemli nedenlerden biri. Ayrıca lavabolara dökülen atık yağ miktarı ne olursa olsun, yer altı kanallarında birikerek kanalların tıkanmasına ve normalden çok daha kısa sürede yıpranmasına neden oluyor. Türkiye'nin farklı şehirlerinden toplayıcı firmalar aracılığıyla toplanan atık yağlar Çevre ve Orman Bakanlığı ile İl Valiliklerinin belirlediği koşullarda depolandıktan sonra biodizel elde etmek için işleniyor. Bu nedenlerle şehirlerde toplama ve geçici depolama birimleri oluşturuluyor. Çeşitli illerde belediyelerin de desteklediği proje temiz bir çevre ve su kaynakları için son derece önemli."

28.08.2008

Sadece su içip oruç tutulur mu?

0 yorum

Bakanlık, yeterli ve dengeli beslenmenin ramazan ayında da sürdürülebilmesi amacıyla, günün oruç tutulmayan bölümünde en az üç öğünü tamamlamak ve sahur öğününü atlamamak gerektiğine işaret etti. Bakanlık, sahuru atlamanın yaklaşık 12 saat olan açlığı, ortalama 18 saate çıkardığını belirterek, bu durumun günün daha verimsiz geçmesine neden olacağını bildirdi.Sağlık Bakanlığı, ramazan öncesinde oruç tutacaklar için altın uyarılarda bulundu. Bakanlık, ramazan ayında yapılan en önemli beslenme değişiklikleri arasında oruç tutan kişilerin günlük beslenme şekli ve öğün sayısını değiştirerek üç ana öğün olan günlük beslenme düzeninin iki öğüne indirilmesi ve özellikle hamur işleri, tatlılar, kırmızı et, ekmek, pilav ve makarna tüketiminin arttığını bildirdi. Oruç tutarken sağlıklı ve çeşitli besin seçenekleri ile yeterli ve dengeli beslenmenin sağlanmasının esas olması gerekliliğine işaret eden Sağlık Bakanlığı, yeterli ve dengeli beslenmenin ramazan ayında da sürdürülebilmesi için günün oruç tutulmayan bölümünde en az üç öğünü tamamlamak ve sahur öğününü atlamamak gerektiğini bildirdi.SAHURDA SADECE SU İÇEREK NİYETLENMEK VE GECE YATMADAN ÖNCE YEMEK YEMEK ZARARLISağlık Bakanlığı, yapılan yanlışlardan birinin ise, sahurda sadece su içerek niyetlenmek veya gece yatmadan önce yemek yemek olduğunu kaydetti. Bakanlık oldukça zararlı olan bu tip beslenme tarzının yaklaşık 12 saat olan açlığı, ortalama 18 saate çıkardığını, bunun da açlık kan şekerinin daha erken saatlerde düşmesine ve buna bağlı olarak günün daha verimsiz geçmesine neden olduğunun unutulmamsı gerektiğine dikkati çekti. Sahur yemeğinin ağır yemeklerden oluşmaması gerektiğine de işaret eden Sağlık Bakanlığı’nın uyarısında, “Gece metabolizma hızı düştüğü için yemeklerin yağa dönüşme hızı ve kilo alma riski artmaktadır. Bu nedenle sahura mutlaka kalkılmalı ve bu öğünde süt, yoğurt, peynir gibi besinlerden oluşan bir kahvaltı yapılmalı ya da çorba, sebze ve kurubaklagil yemeklerinden oluşan bir öğün tercih edilmelidir” denildi.İFTAR SOFRALARINDA İHTİYACIN 2-3 KAT FAZLASI BULUNUYORİftar sofralarındaki çeşitlilik ve bolluğun da zararlı olabileceğini bildiren Sağlık Bakanlığı, iftar sofralarında bir insana yetecek yemeğin 2-3 kat fazlası bulunabildiğini ve iftarda yapılan en büyük hatalardan birisinin de çok hızlı bir şekilde, çok yüksek miktarda besin tüketmek olduğunu ifade etti. Beynin doyma emrini yemekten 15-20 dakika sonra verdiğini belirten Bakanlık, bu durumun ilerleyen günlerde kilo alımına da zemin hazırladığı yönünde uyarıda bulundu.RAMAZAN AYINDA REFLÜYE DİKKATSağlık Bakanlığı, Ramazan ayında karılaşılan sağlık sorunlarına ilişkin de bilgi verdi. Bakanlık bu ayda en sık karşılaşılan sorunlardan birinin mide içinde bulunan yemek ve asitin yemek borusu içine doğru geri kaçması olarak tanımlanan reflü olduğunu bildirdi. Tüm bu rahatsızlıkların ortaya çıkmaması için sağlıklı beslenme önerileri çerçevesinde hareket edilmesi gerektiğine vurgu yapan Sağlık Bakanlığı, oruç tutmanın sağlıklı insanların metabolik dengesinde çok önemli değişiklikler yapmadığı, ancak şeker hastalığı ve karaciğer yetmezliği gibi bazı hastalıklarda veya hamilelik gibi özel durumlarda olumsuz sonuçlar doğurabileceğinin de göz ardı edilmemesi gerektiğinin altını çizdi. Bakanlık, kronik hastalığı olan kişilerin ise, mutlaka ilgili uzman hekime danışarak oruç tutmaları gerektiğini kaydetti.BAKANLIK'TAN ORUÇ TUTACAKLARA ALTIN ÖĞÜTLERSağlık Bakanlığı, oruç tutanlar için sağlıklı beslenme önerilerini ise şöyle sıraladı:-Ramazan ayı süresince yeterli ve dengeli beslenmeye özen gösterilmelidir.-Ramazan ayında öğünler; sahur ve iftarda iki ana öğün ile, iftardan sonra 1-1.5 saat aralıklarla iki ara öğün şeklinde düzenlenmelidir.-Oruç tutanların mutlaka sahur yapmaları sağlığın korunması açısından önemlidir. Sahur yemeğinde süt, yoğurt, peynir gibi besinlerden oluşan hafif bir kahvaltı yapılmalı ya da çorba, sebze ve zeytinyağlı yemeklerden oluşan bir öğün tercih edilmelidir. Ancak gün içerisinde aşırı acıkma problemi olanların midenin boşalma süresini uzatarak acıkmayı geciktiren kuru fasulye, nohut, mercimek, bulgur pilavı gibi yemekleri tüketmesi; aşırı yağlı, tuzlu ve ağır yemekler ile unlu gıdalardan uzak durulması uygundur.-İftara peynir, domates, zeytin gibi kahvaltılıklar veya çorba gibi hafif yemeklerle başlanılması, 10-15 dakika sonra az yağlı et yemeği, sebze yemeği veya salatayla devam edilmesi uygundur. Yine enerji veren ancak kan şekerini dengeli bir biçimde yükselten besinler (beyaz ekmek, pirinç pilavı gibi glisemik indeksi yüksek olan gıdalar yerine bulgur pilavı, kepekli ekmek veya kepekli makarna gibi posalı besinler) tercih edilmelidir.-Günde ortalama 2- 2,5 litre su içmeye, bununla birlikte enerji verirken sıvı ihtiyacını da karşılayacak ayran, taze sıkılmış meyve suları, soda, sebze suları içmeye özen gösterilmelidir.-İftarda aşırı şerbetli, yağlı tatlılar yerine; sütlü tatlılar (sütlaç, güllaç, muhallebi vb.) veya meyve tatlıları tercih edilmelidir.-Yemekleri hızlı yemekten kaçınmalı, yavaş yavaş ve iyice çiğneyerek yenilmelidir.-Tek seferde büyük porsiyonlar yerine, iftardan sonra birer saat ara ile her seferinde azar azar küçük porsiyonlar şeklinde beslenilmelidir.-İftar yemeğinden hemen sonra televizyon veya bilgisayar karşısına geçmek, koltukta dinlenmek yerine biraz hareket etmek, kısa mesafeli yürüyüşler yapmak sindirime yardımcı olması açısından yararlı olmaktadır.-Ramazan ayında yemeklerin pişirme yöntemleri de çok önemlidir. Özellikle ızgara, haşlama ve fırında yapılan yemekler tercih edilmeli, kavrulmuş, tütsülenmiş ve kızartılmış besinlerden uzak durulmalıdır.-Beslenme düzenindeki değişikliklere bağlı olarak oluşabilecek kabızlığı önlemek için, yemeklerde lif oranı yüksek gıdalar (kurubaklagiller, kepekli tahıllar, sebzeler) ve ara öğünlerde de taze ve kuru meyveler, ceviz, fındık, badem gibi kuru yemişler tercih edilmelidir.

 

Zirve100 Toplist
Türkiyenin Tikky Sitesi Türkiyenin Tikky Sitesi