: Health,Psychology,Sağlık Blog-: nörolojik
nörolojik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
nörolojik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
16.09.2008

BEYİN VE BEYİN HASTALIKLARI

0 yorum

Kafatasının içinde, beyin zarlarıyla örtülmüş, beyazımtırak ve yumuşakça bir kitle durumundaki sinir organı. Duyum ve bilinç merkezini oluşturan beyin, insanları hayvanlardan ayıran en önemli organdır. Bu bakımdan insan beyni hayvanlarda görülmeyen bilinç, konuşma, sevinç, üzüntü gibi olayları da bir merkezdir. Dış dünya ile olan maddi ve manevi bütün ilişkiler, duyular aracılığı ile beyne iletilir, orada değerlendirilir ve vücudun gerekli tepkiyi göstermesi ayarlanır. Gri ve beyaz hücrelerden oluşan beyin, kafatasının arkasında bulunan bir delikle omuriliğe bağlanır. Beyin ve omurilik, üç katlı koruyucu zarla (meninks) sarılıdır. Beyne en yakın olan iç zar ile orta zar arasında beyin sıvısı denilen bir sıvı bulunur. Anatomik yapıdan beyin, beyin yarıküreleri, orta beyin, beyincik ve beyin sapından oluşur. Beyin yarıküreleri de “lop” denilen dört kısma ayrılmıştır. Loplar, alın (frontal), yan (parietal), şakak(temporal) ve artkafa (oksipital) diye adlandırılır. Ayrıca loplar “girus” kıvrımlara ayrılır. Loplarda duyu organları aracılığıyla alınan duyuların yorumlanması (çiçek kokusu ile yemek kokusunun ayırt edilmesi gibi) ve kaslara hareket sağlayıcı uyarıcıların yapılması gerçekleşir (yazı yazmak için el ve parmaklara gerekli uyarıların verilmesi gibi). Beyin yarı kürelerinin üzerinde beyin kabuğu (korteks) denilen gri hücrelerden oluşmuş, kıvrımlı bir kısım vardır. Beyin kabuğunun iç tarafı beyaz sinir liflerinden oluşmuş, çok yoğun bir tabakayla kaplıdır. Sinir lifleri sinir hücreleriyle beyin hücreleri arasındaki bağlantıyı kurarlar. Beyin kabuğunda duyularla ilgili belirli görevleri üstlenmiş bölgeler vardır; sözgelimi görme merkezi artkafa lobunun kabuğundadır. Organlardan işlevleri fazla ve duyarlı olanlar için, beyin kabuğunda daha geniş bir bölge ayrılmıştır. Bu bakımdan beyin kabuğunda en geniş bölge el ve dudak hareketlerine uyaran bölgelerdir. Orta beyin, Varol köprüsüyle beyinciğin bağlantısını sağlar. Beyincik, vücudun dengesini, kasların gerilmesini ve kaslar arasında uyumun sağlanmasını denetler. Beyin sapı denen omurilik soğancığında (bulbus) beyinden gelen sinirler omuriliğe geçerken yön değiştirirler; sağ yarıküreden gelen sinirler vücudun sol tarafını, sol yarıküreden gelenler de sağ tarafını denetler. Soğancıkta omurilikten gelen uyarılar alınır, ayrıca sindirim, solunum, dolaşım sistemlerine komutlar verilerek denetleme yapılır. Beyinde, gelen uyarıların dağıtım merkezi olarak çalışan “talamus” ile, iç organların dış tepkilere göre çalışmasını ayarlayan, acıkma, susama duyularını harekete geçiren “hipotalamus” merkezleri vardır. Beynin çalışması, milyonlarca kablo görevi yapan sinir lifinin haber götürüp direktif taşıdığı, çok karmaşık bir telefon santralı gibidir. Bu kablolar arasında gerekli bağlantılar yine on binlerce küçük bağlantı merkezlerinde yapılır. Sinir lifleri arasında elektrik akımı aracılığı ile haberleşme sağlandığı ilk defa İtalyan hekimi L. Galvani tarafından bulunmuştur. Beynin oksijen ihtiyacı oldukça fazladır. Vücut ağırlığının %2’sini kaplayan beyin, vücuda giren oksijenin %25’ini kullanır. Bu bakımdan beyne kan götüren ve getiren damarlar, diğer organlardakine göre, sayı bakımından daha fazla ve daha geniştir. Normal boyutlardaki yetişkin bir insanın beyin ağırlığı 1.500-1.600 gr.’dır. vücut ağırlığına göre insan beyni 1/50 oranında iken, en gelişmiş memelilerde bu oran 1/100’ü bulur.
Beyin Hastalıkları:
Beyinde görülen kanamalar,urlar, iltihaplanmalar vb. çeşitli hastalıklardır. En önemli organ olan beyinde görülen çeşitli hastalıkların vücudun başka bir yerinde önemli bozukluk yaratma olasılığı yüksektir. Kızamık, tifo, zatürree gibi hastalıklar sırasında, ya da göz, iltihaplanmalarında mikroplar beyne yayılarak beynin iltihaplanmasına yol açabilirler, buna beyin iltihabı (ansefalit) denir. Ansefalit, ölümle, psikolojik yetersizliklerle ya da felçlerle sonuçlanabilir. Kılcal damarların sertleşmesinden doğan beyin kanamaları daha çok yaşlılarda görülür. Şiddetli kanamalarda koma durumu, felç ya da ölüm görülebilir. Kan dolaşım sistemine katılan bir kan pıhtısı beyinde tıkanmaya neden olur, buna beyin ambolisi denir ve sonucunda felç görülür. Beyin damarlarının iç yüzeylerinin kanser vb. gibi hastalıklarla bozulmasından dolayı tıkanmalar da olabilir, buna beyin trombozu adı verilir. Çeşitli nedenlerle beyin dokusunda ya da beyin zarında urlar ortaya çıkarak, bulundukları yere ve neden oldukları rahatsızlıklara göre değişik belirtiler gösterirler. Hareketlerde görme, işitme gibi duyularda bozukluklar, baş ağrısı gibi belirtiler yapan urlar çoğunlukla ameliyatla alınır. Daha çok küçük yaşlarda beyine, beyin-omurilik suyunun birikmesinden ileri gelen “hidrosefali” görülür. Nedeni, beyin-omurilik sıvısının beyinden akmasını sağlayan yollardan birinin tıkanmasıdır. Düşme, çarpma, vurma gibi olaylar sonucu beyin sarsıntıları, ezilme, yaralanma ve beyin patlaması görülür. Kimi akıl hastalıkları doğrudan beynin yapısıyla ilgili değilse de, psikoz tipi hastalıklar beynin iyi çalışmaması sonucu ortaya çıkar. Bellek yitimi (amnezi) gibi hastalıklarsa beyin zedelenmesiyle ilgilidir. Bu bakımdan birçok akıl hastalığı son zamanlarda beyin cerrahisiyle iyileştirilmektedir.
Beyin İltihabı (Anseptik Menenjit)
Merkezi sinir sisteminin virüslerden ileri gelen hastalıklarına ansefalit adı verilir. Şiddetli baş ağrısı, ense sertliği ve ateş gibi belirtilerle başlar. Bu hastalığa kabakulak, herpes simplex, enfluenza, enfeksiyoz hepatit ve enfeksiyoz mononükleoz gibi virüsler neden olurlar. Kuduz virüsünün neden olduğu ansefalit ise öldürücüdür. Bu hastalığa, bakteriye rastlanmadığı göz önünde tutularak, cerahatli menenjitten ayırmak için aseptik menenjit adı da verilir. Teşhis için alınan beyin omurilik sıvısında, glikoz, normal hücreler yani lenfositler ve albüminin artmış olduğu görülür.
Lenfositler çok arttığı için lenfositik koriomenenjit adı verilen bir viral menenjit tipi daha vardır ki, grip gibi, salgın olarak görülür. Bu gibi vakalarda baş ağrısı, ateş, ense sertliği gibi menenjit belirtileri hafif olarak vardır. Hastalık genellikle 1-2 haftada semptomatik tedavi ile iyileşir.
Tedavide antiviral ve ağrı kesici, ateş düşürücü ilaçlar kullanılır. Komada gibi baygın yatan hastalar hastanede bakıma alınır, kas kasılmaları şeklinde görülen konvülsiyonların hastaya zarar vermemesine çalışılır.
Beyin Kanaması
Serebral Hemoraji, İnme:
Beyin fonksiyonlarının birdenbire bozulmasına beyin inmesi veya felç denir. Bu bozulmaya neden olan olaylar beyin kanaması, beyin trombozu veya ambolisi gibi üç şekilde meydana gelebilir.
Beyin Kanaması (Serebral Hemoraji)
Damar sertliği ve tansiyon yüksekliği bulunan 50 yaşın üstündeki kimselerde birden bilinç kaybı ve inme şeklinde yarım felç (hemipleji) görülürse beyinde bir tıkanmanın veya kanamanın meydana geldiği düşünülmelidir. Bilinç kaybı birkaç dakikada tamamlanır ve hasta olduğu yere yığılır kalır. Bu nedenle hastalığa, inme (ictus apoplecticus) adı da verilmiştir. Genellikle bu anda yüz kırmızı bir renk almış ve ağız çarpılmıştır. Gözler, kanamanın olduğu beyin tarafa doğru ağız ise sağlam tarafa kaymıştır. Ayak tabanının bir iğneyle çizilmesi suretiyle aranan tepki de felçli tarafta ayak baş parmağı yukarı kalkar (Babinski tepkisi müspet), diz kapağı (patella) tepkisi kaybolmuştur. Hasta çok kere idrarını, hatta dışkısını kaçırır. Beyin-omurilik sıvısı kanlı olabilir. Bir- iki gün içinde ateş yükselmeye başlar, 40 derecenin üstüne çıkabilir.
Beyin Trombozu (Serebral Tromboz)
Arteriosklerozlu yani damar sertliği olan kimselerde çok kere uyurken gece başlar. Hasta idrar etmek için tuvalete giderken yere düşer, bilinç kaybı yoktur. Ağır vakalarda bilinç sonradan bulanıklaşır ve hasta komaya girer. Beynin geçici trombotik daralması önce kol ve ayakları zaman zaman uyuşması, konuşma bozukluğu (dizartri) gibi damar kısalması şikayetleriyle başlar. Bunlar geçici iskemik ataklar yani beynin zaman zaman kansız kalma belirtileridir. Sol hemiplejilerde genellikle konuşma normaldir, sağ hemiplejilerde konuşamama yani afazi vardır. İskemik atak geçirenlerde trombositlerin toplanmasını önleyici ilaçlar (aspirin) ve pıhtılaşmayı önleyici antikoagulan ilaçlar (coumadin) yarar sağlar.
Beyin Ambolisi (Serebral Amboli)
Her yaşta görülür. Hemipleji ve bilinç kaybı birden genç bir kimsede meydana gelirse önce beyin ambolisi düşünülür. Kalp hastalarında daha çok görülen bu durum, kan pıhtılaşmasına karşı gelen ilaçlarla (Heparin) tedavi edilebilir. Amboliyi tedavi eden ilaç beyin kanamasında ise tamamen zararlıdır. Bu yüzden ayrıca teşhis yapmadan tedaviye başlamak doğru olmaz. Felçli olarak yatan hastaların, beslenmesi, bakımı ve iyileştirilmesi (rehabilitasyonu) doktorun planladığı şekilde yürütülmeli, idmanlar, masajlar ihmal edilmemelidir.
Beyin Travması
Beyin Sarsıntısı, Komosyo:
Kafatasının sarsılması veya kırılması sonucu içindeki beyin dokusunun zedelenmesine beyin travması (concussion) denir. Ulaşım araçlarını sayılarının süratlerinin gittikçe artmış olması, günümüzde trafik kazalarını, insanlara diğer hastalık nedenlerinden daha fazla zarar verici bir duruma yükselmiştir.
Baş kemiklerinin çatlaması veya kırılması, beyin zarlarında ve damarlarında yırtılmaya, beyin kanmasına neden olabilir. Bazı baş travmalarında kemiklerde kırılma ve damarlarda kanama olmadan da beyin dokusunda bir sarsıntı meydana gelebilir. Kafaiçi basınç değişmesi sonucu sinir hücrelerinin ani olarak elektriksel boşalmaya uğraması ile insanda bilinç kaybı meydana gelir. bU tip beyin sarsıntılarını tıp dilinde komosyo (commotio cerebri) adı verilir. Bilinç kaybı kısa sürer, daha sonra baş ağrısı, baş dönmesi, uykusuzluk, sinirlilik gibi belirtiler ortaya çıkar. Bu arada amnezi denen bellek kayıpları görülebilir. Daha şiddetli darbeler beyin kontüzyonu denen durumu meydana getirir. Beyin kontüzyonu geçiren kimselerde konuşamama (afazi), koku almama (anosmi), yarım görme (hemianopsi) ve felç (hemipleji) gibi belirtiler ortaya çıkar. Kafa travması geçiren bazı kimselerde daha sonraları sara nöbetleri (Jackson epilepsisi) gelişebilir. Beyin sarsıntısı yani komosyo geçiren bir kimsenin bilinci yerine geldikten bir süre sonra uyuklama hali ile bilincinin tekrar bulunması halinde beyinde kanama sonucu bir hematom meydana geldiği düşünülmelidir. Bu arada nabız yavaşlaması, kusma, baş ağrısı ve kanama bölgesine bağlı olarak felçlerin meydana gelmesi, kanamanın varlığını ispatlayan belirtilerdir.
Başlangıçta belirti vermeyen hematomlar, devam eden ufak kanamalarla ve beyin-omurilik sıvısından su çekme sonucu büyüyebilir ve zamanla bir beyin uru gibi kafaiçi basıncını arttırarak belirti verebilir. Kanama beyin zarları arasında olduğu zaman ense sertliği, ateş yükselmesi ve bilincin kapanması gibi belirtiler görülür. Beyin-omurilik sıvısında kan bulunması ile teşhis konur.
Beyin sarsıntısı geçiren kimse en az 24 saat kontrol altında tutulmalıdır. Şok hali varsa serum ve kan transfüzyonları ile düzeltilmeye ve sinir hastalıkları uzmanı tarafından muayene edilerek teşhis konmaya çalışılır. Bu arada enfeksiyonlara karşı antibiyotikler, beyin ödemine karşı hipertonik solüsyonlar damardan verilir. Kanamayı önlemek üzere kan durdurucu yani hemostatik ilaçlar kullanılabilir.
Bilinci kapalı olan hastalar mide tüpü ile beslenirler ve idrar birikmesini önlemek için mesaneye devamlı bir sonda bırakılır. Kafatası kırıklarında acil cerrahi tedavi, ancak beyne baskı yapan açık çökme kırıklarında yapılır. Beyin zarlarının iç kısmında gelişen subdural hematomlar veya kafatası kemiğinin altında ekstradural hematom şeklinde biriken kan toplanmaları bazı vakalarda ameliyat ile boşaltılarak hastanın hayatının kurtarılması mümkün olabilmektedir.
Beyin Tümörleri
Kafa boşluğunda beynin çeşitli bölümlerinde gelişen urlara beyin tümörleri denir. Kafa içinde basınç artmasına ve beyin ödemine bağlı olarak baş ağrıları, baş dönmesi (vertigo), kusma, konvülsiyon gibi genel belirtilerle kendini belli eder.
Beynin ön kısmında yani frontallobda oluşan urlarda ruhsal bozuklukların ve kişilik değişikliklerinin görülmesi karakteristiktir. Önceleri durgunluk, unutkanlık, sonra aşırı sinirlilik ve psişik bozukluklar meydana gelir. Bazı tümörler beyin zarında lokal iritasyona bağlı olarak Jackson tipi epilepsiye neden olabilirler.
Tümörün tuttuğu beyin merkezlerine göre, parietal bölgedekiler konuşma bozuklukları (afazi), oksipital bölgedeki tümörler hemianopsi şeklinde görme bozuklukları, koku, işitme ve görme halüsinasyonları, ufak veya büyük görme (mikroskopi veya makroskopi) gibi belirtiler meydana getirirler.
Baş dönmesi kulak çınlaması ve ilerleyici işitme kaybı ile beraber oluşan Menier sendromu beyin tümörlerinin tipik bir lokalizasyonu sonucu meydana gelir.
Beyin dokusundan çıkan urlara gliom denir, erken belirti verirler. Beyin zarlarından oluşan urlar yani meningiomlar beyne basınç yaparak, kendilerini gösterirler, beyin dokusuna yayılmazlar. Sinirlerden kaynaklanan urlar ise nörinom adını alırlar. Ayrıca beyin damarlarının urlaşması ile meydana gelen hemangiomlar veya çeşitli dokulardan oluşan mikst urlar da vardır. Bazı hastalıkların neden olduğu sifiloma, tüberkiloma ve aktinomikoma gibi urlar da kafa içinde görülen diğer urlardır.
Bütün bu tümörlerin müşterek belirtileri kafa içi basıncının artmasına bağlı olarak baş ağrısı şeklinde başlar. Birden başlayan ağrı bazen birkaç dakika, bazen 1-2 saat sürüp geçer. Öksürük, ıkıntı, bağırma, baş hareketleri gibi nedenlerle başlayan ağrılarda vardır. Bulantısız kusmalar, nabız yavaşlaması, görme bozuklukları, ruhsal değişmeler bulunabilir.
Tümörlerin motor alanları tutması halinde bazı reflekslerin kaybolması, bazı reflekslerin arması şeklinde görülür, hatta felçler meydana gelebilir. Hipofizin eozinofil hücrelerinden çıkan adenom şeklinde urlar gençlerde jigantizm denen devliğe, yetişkinlerde akromegali sendromuna yol açarlar. Bazofil hücrelerin adenomu Cushing hastalığına yani tansiyon yüksekliği, şişmanlık, kıllanma gibi belirtilere sebep olur. Hipofizin kromofob hücrelerinin adenomu ise hipopituitarizm sendromu yaparlar. Fröchlich sendromu da denen bu hastalık erkeklerde seksüel isteksizlik ve sekonder seks karakterlerinde gerilme ve kılların dökülmesi gibi belirtiler meydana getirir.
Ayrıca başka organlarda meydana gelen habis urların, örneğin akciğer, meme, deri, bağırsak ve böbrek kanserlerinin (Hipernefrom) metastazları da beyinde yerleşir. Beyin tümörlerinin bazıları beyin cerrahları tarafından ameliyatla tedavi edilebilmekte, bazılarına ise ancak sitostatik ilaçlar (BCNU,CCNU), kortikosteroidler veya radyasyon tedavisi uygulanabilmektedir.
Beyin urları kan muayenesi, beyin-omurilik sıvısının muayenesi, göz dibi muayenesi ve röntgen muayenesi gibi yardımcı muayene yöntemleriyle ve sinir hastalıkları uzmanı doktorların nörolojik muayenesiyle teşhis edilirler. Bazı hastaların göz dibi muayenelinde papilla ödemi vardır. Ayrıca serebral arteriografi (anjiografi), elektroansefalografi yani beyin elektrosu, radiozizotop tetkikler (sintigrafi), ultrason, ventrikülografi, tomografi, termografi gibi daha özel muayene ve teşhis metotları kullanılmaktadır

11.09.2008

Otizm

0 yorum

Otizm çocuğun çevresiyle ilişkisini, iletişim becerilerini etkileyen bir bozukluk. Bu durum, dünyada her 10 bin kişiden beşinde görülüyor. Ayrıca her 10 binde 15-20 kişide de otistik benzeri davranışlar görülüyor. Yüzde 75'inde aynı zamanda öğrenme güçlüğü de oluyor. Ama yüzde 20'si üstün zekalı. Türkiye'de ise 50 bin otistik olduğu düşünülüyor. Otizm erkek çocuklarda kızlara oranla dört kat daha fazla görülüyor. Belirtiler, birbuçuk-üç yaş arası gelişimini normal tamamlamış bir çocukta bile aniden veya yavaş yavaş görülebiliyor. Zeka geriliği ve otizm birarada görülse de toplumda sanıldığından çok daha fazla otistik olduğunu söylüyor uzmanlar. Genetik-nörolojik ve psikososyal bir hastalık olan otizm en hafif ve çok değişik formları da içine alınırsa, her 1000 kişiden birinde görülebiliyor.

‘‘Ne olduğunu tam söyleyemem ama Fırat'ın tavırlarında bir farklılık var. Önce, belki de sağırdır diye düşündük, adını söylediğimizde bize bakmıyordu çünkü. Ama doktorun dediğine göre bizi duyabiliyormuş. Bulmacaları da çok hızlı çözüyor. Demek aklında bir eksiklik yok. Ama akranları gibi oyuncaklarıyla oynamıyor. Onun yerine saatlerce çamaşır makinasının dönüşüne bakıyor. Arkadaşlarım benim biraz evhamlı olduğumu söylüyorlar ama ben onun annesiyim. Bir şeylerin doğru gitmediğinin farkındayım. Ama neler olup bitiyor anlayamıyorum...’’

Bu sözler otistik çocuğu olan bir annenin söyledikleri. Türkiye'de 50 bin otistik bulunduğu düşünülüyor. Otizm erkek çocuklarda kızlara oranla dört kat daha fazla görülüyor. Otistikler, genel yetenek düzeyleri ne olursa olsun, dünyayı normal insanlardan farklı algılıyorlar. Onlar için dünya, parçalarını bir türlü yerleştiremedikleri bir yap-boz oyunu gibi. Baktığını bir türlü bütün olarak göremiyor. Bazı detaylara takılıp kalıyor. Örneğin ormana baktığında sadece bir tek ağacı görüyor.

Bu yüzden çoğu zaman onları parmaklarıyla kulaklarını kapatıp gözlerini yumarak kendi kendilerine birşeyler mırıldanırken görüyor insanlar. Sanki içlerinde yaşadıkları başka bir dünya var, o dünyanın da sesi... Dışarıdan gelen sesler içlerinden gelen sesi duymalarına engel oluyormuş gibi kulaklarını kapatıyor ve gözlerini yumuyorlar. Otistik çocuk yetişkinlere ve özellikle çocuklara karşı çoğu zaman ilgisiz oluyor bu nedenle. Nadiren içlerinden gelerek dış dünya ile sosyal ilişkiye giriyorlar. Zaman zaman insanlara yaklaşıyorlar ama bunu da sıradışı ve basmakalıp hareketle yapıp sonra hiç reaksiyon göstermiyorlar ve de o an çok kısa sürüyor, tekrar kendi dünyalarına dönüyorlar.

GENETİK OLABİLİR

Otizmin sebebi tam olarak bilinmiyor. Çünkü tek nedeni yok. Bağışıklık sistemi bozukluğu, beyincikteki hasarlar gibi fiziksel bozukluklar rahatsızlığın nedeni olarak gösteriliyor. Beyindeki kimyasal dengesizlikler de otizme neden olabiliyor. Doğum öncesi ve sonrası veya doğum sırasında görülen komplikasyonlar bebeğin beyin gelişimini etkilebiliyor. Annenin hamilelikte kızamık geçirmesi, bebeğin doğum sırasında beynine yeterli oksijen gitmemesi, çocuğun tüberküloz, boğmaca ve kızamık gibi ağır hastalıklar geçirmesi ve henüz tam tespit edilmemiş olsa da genetik faktörler de çocuğun otistik olmasına birer neden. Otizmin ruhsal değil fiziksel faktörlerden kaynaklandığı daha güçlü bir kanı olsa da bazen de hiçbir neden görülmeksizin bir buçuk yaş ile üç yaş arasında normal gelişmekte olan çocuk gelişimini durdurup dünyaya ile ilişkisini kopartabiliyor.

Otizmin kesin bir tedavisi yok. Şifozrenide kullanılan bazı ilaçlar bazı otistiklerin tedavisinde kullanılıyor olsa da tek tedavi eğitim. Doğru yöntemlere dayanan eğitim ve destekle otistik çocukların daha bağımsız ve özgür yaşamaları sağlanabiliyor. Sevgi, anlayış ve eğitimden oluşan bir karışım. Geçtiğimiz eylül ayında 3. Cerrahpaşa Çocuk Nörolojisi Günleri'ne Londra Üniversitesi Nöroloji Enstitüsü'nden katılan Dr. Chris Frith ‘‘Otizm ve Şifozreni’’ başlıklı bir konuşma yaptı. Dr. Frith konuşmasında şifozrenlerin düşünce mekanizması ile otistiklerinki arasında benzerlik olduğunu söyledi: ‘‘Aralarında kimyasal bir benzerlik var. Bazı şeyler üst üste çakışıyor. Anlamlı bir ilişki mi, bağı nedir henüz bilinmiyor.’’

Otizmin erken teşhis edilmesi çok önemli. Belirtileri erken teşhis edilebiliyor çünkü. Çocuğun ilk üç yaşına kadar ortaya çıkabiliyor engeller. Bazı gelişme bozuklukları ise bebeğin birinci yaşında dahi fark edilebiliyor. Yine de otizm karmaşık bir durum. Bu nedenle önemli ipuçları kolayca gözden kaçabiliyor. Bozuklukların ağırlık derecesi de çocuktan çocuğa değişebiliyor. İpuçları şunlar: Otistik çocukların dörtte üçü aynı zamanda ağır öğrenim zorluğu çekebilir. Ve çocuğun kişiliği, eğitimi ve sosyal çevresi davranışlarını önemli ölçüde etkileyebilir. Yüzde 40'ında ise epilepsi (sara nöbetleri) görülüyor.

BEN YERİNE O

Otizm zaman içinde kendini açığa vuruyor. Otizmin bebeklikte ortaya koyacağı göstergelerden en önemlisi ebeveynlerin ve çevredeki diğer insanların dikkatlerini çekme yeteneğindeki eksiklik veya yokluk. Normal bir bebek altı aylıktan sonra objelere işaret edip çevresindekileri onun ilgilendiği objeye bakmasını sağlamaya çalışır. İşte otistik çocukta bu tür davranışlar oluşmuyor. Diğer belirtiler ise şunlar: Tekrarlayan tek düze hareketler ve rahatsız edildiklerinde etrafındakilere meydan okuma davranışları. Uzmanlar bu belirtilerin dörtte üçünü gösteren çocuğun otistik olduğunu düşünüyor. Otistik çocuğun konuşma yeteneği bazılarında gelişmiş olsa da yine de çok sınırlı. Konuşma yöntemleri ise alışılmışın dışında. Kendilerinden üçüncü şahıs gibi bahsediyorlar. ‘‘Ben’’ yerine ‘‘o’’ diye hitap ediyorlar. Ya da duydukları cümleyi aynen tekrar ediyorlar. Buna ekolali deniyor. Yani papağan gibi aynen tekrarlıyorlar.

Kelimeleri çoğu kez yanlış kullanıyorlar. Ses tonları ise monoton. Bazı eşya ve davranışlara aşırı bağlılık gösteriyorlar ve kendilerini bunlara yönlendirip değişikliği reddediyorlar. Gözgöze gelmekten kaçınıyorlar. Cisimleri sürekli döndürmeye ve sallamaya meraklılar. İp parçalarına anlaşılmaz tutkuları oluyor. Nedensiz gülüp ağlayabiliyorlar. Zaman zaman gürültülü ve yüksek sese olağandışı tepkiler gösteriyorlar. Kendileri istemedikçe dokunma ve sarılma gibi fiziksel iletişimi reddediyorlar. Soyut kavramları algılayamıyorlar. İnsanlara ve olaylara ilgisiz olup öğrenmeye karşı direnç gösteriyorlar.

Fiziksel olarak çok güzel çocuklar onlar. Tek farkları dünyayı bizden farklı algılayıp farklı davranmaları. Otistik çocukları olan aileler ise toplumdan ilgi, sevgi ve hoşgörü bekliyorlar.

Terapi merkezi

Taylan 24 yaşında. Otistik bir genç. Ama çok iyi eğitim görmüş. Kendi kendine yaşayabiliyor. Piyano çalabiliyor, spor yapıyor. ‘‘Ben yalnızlıktan çıktım. Tekrar karanlığa dönmez bir insan değil mi anne?’’ diyor artık. Hatta kendisi gibi otistik olan arkadaşı Fırat için ‘‘o yalnızlık oyunu oynuyor’’ diyecek kadar da kendisinin farkında.

Otistik kişilerin eğitimi, yetiştirilmesi ve bakımı ile ilgili çalışmalar yapan bir vakıf var. Adı TODEV. Açılımı Türkiye Otistiklere Destek ve Eğitim Vakfı. 1990 yılından beri otistiklerin eğitim gördüğü Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı Hayriye Kemal Kusun Eğitim ve Uygulama Okulu'nun kuruluşuna katkıda bulunmuş ve desteklemeye devam ediyor. Burada 40 otistik öğrenci eğitim görüyor. Bina istenilen sayıda otistik çocuğa cevap veremediği için İstanbul Valiliği'nin de desteği ile Vakıflar'a ait Göztepe'de bir arsa üzerinde Hamit İbrahimiye Otistik Çocuklar Merkezi'nin temeli atılmış. Bu kurum önümüzdeki sene hizmete açılacak.

Yeni binada yüzme havuzu, terapi merkezleri, iş-eğitim merkezleri, toplantı ve seminer salonları, aile danışma merkezleri olacak. Halen eğitim kurumu bulamadığı için ailelerinin çabalarıyla evlerinde oturan çocuklara bireysel terapi ile destek vermek ve bu açılacak okula uyum sağlamaları için vakıf iki ay önce de İstanbul'da Otistik Terapi Merkezi açtı. Merkez otizm ve benzeri davranış bozuklukları hakkında bilgi almak isteyen ailelere gönüllü danışmanlık yapıyor. Seans sayısı isteğe bağlı. Bir seans 50 dakika. Randevu ile gelinebiliyor. Terapist çocukla birlikte anne babayı da terapiye alıyor.

Merkezin terapistlerinden Bahar Topçu otistik çocukların bir çoğunun genelde konuşmadığını söylüyor: ‘‘Dinleme
becerilerini geliştiriyoruz. Seanslarda çok fazla tekrar yapıyoruz. Zamanla kelimenin gerisini getirmesini öğreniyor.’’


İnsanlık Tarihi için dönüm noktası
İngiliz, Amerikan ve Japon bilim adamları, bir insan kromozomunun genetik şifresini çözdüler.
Nature dergisinde yayınlanan bir araştırmaya göre, bilimsel bir dönüm noktası olarak nitelendirilen bu gelişme sonucunda, kalp hastalığından şizofreniye kadar pek çok hastalığın tedavisi için önemli bir fırsat sağlanabiliyor.
Makalede, bilim adamlarının, 23 çift insan kromozomunun ikinci en küçüğü olan 22. kromozomun protein kodlu genlerinin tüm serisinin haritasını çıkardıkları belirtildi.
Dr. Michael Dexter, bunun hem heyecan verici, hem de önemli olduğunu belirterek, böylece kalan 22 kromozomun şifre çözümünün yapılabilmesi için bir model oluşturulduğunu kaydetti.
Bilim adamları, bazı kanser türleri, kalp hastalığı, sağırlık ve şizofreninin de aralarında bulunduğu 35 hastalığın bu kromozama bağlı bir genetik yönü olduğunu belirtiyorlar.
Öte yandan, Amerikalı bilim adamlarının, otizm hastalığına neden olduğu sanılan bir geni 13. kromozom üzerinde tesbit ettikleri bildirildi.
American Journal of Medical Genetics dergisinde yakında yayınlanacak araştırmaya göre, araştırmayı yürüten ekibin başkanı Kuzey Carolina Üniversitesi Pediyatrik Psikiyatri Bölümü Profesörü Joseph Piven, otizmin şimdiye kadar genetik bir bozukluk olarak değerlendirilmediğini belirterek, bu hastalığın yüzde 90'dan yüksek bir oranda kalıtsal olduğunu ifade etti.
Otizm hastalığı bulunan bir çocuğun ailesinin, ikinci çocuklarının da otist olması olasılığının yüzde 5 olduğunu belirten Prof. Dr. Piven, bu oranın çok yüksek olmamasına karşın, her 10 bin çocuktan 5'inin otizmin pençesine düştüğünü kaydetti.
Aralarında 3 ailenin 3'er otist çocuğu bulunan ve yaşları 3 ve 31 arasında değişen, her biri en az 2 otist çocuğa sahip 75 aile üzerinde yapılan araştırmada, 13 numaralı kromozom üzerinde benzer bulgular saptandı.
Araştırma sonucunda, özellikle 7 numaralı koromoz üzerinde de otizmin gelişimine olanak sağlayacak birçok genin bulunabileceği tespit edildi.
Nörolojik bir bozukluk olarak ortaya çıkan otizm, çocukluktan itibaren dış dünyayla sosyal ve iletişim kaybı ve sürekli tekrar edilen hareketlerin gelişimi şeklinde ortaya çıkıyor.

 

Zirve100 Toplist
Türkiyenin Tikky Sitesi Türkiyenin Tikky Sitesi