: Health,Psychology,Sağlık Blog-: düşünme
düşünme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
düşünme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
12.09.2008

HIZLI DÜŞÜNME VE CEVAP VERME YÖNTEMLERİ

0 yorum

Hızlı düşünüp hazır cevap olabilmek için ve bunun için uyulması gereken bazı hususlar anlatılıyor. Atlatma, yanlış yöne sevketme, inandırıcı konuşma, sorular ve türleri, heyecanlandırıcı sözcükler kullanma, bedenin dilini iyi kullanma ve yöntemleri anlatılıyor.

ÖNSÖZ

Bu kitapta kendi potansiyellerinizin anahtarını elinde tutmanın anahtarını bulacaksınız. Ancak bu kitap size sadece siz onun gösterdiği yolda ilerlerseniz yardımcı olacaktır. Eğer kitapta gösterilen alıştırmaları harfi harfine uygularsanız, ayaküstü düşünmeyi kesinlikle öğrenirsiniz.
“Deneyimli insana soru sormak genellikle deneyim kazanmanın ilk adımıdır.”
Blarneycilik(yaltaklanma):
Blarneycilik kendi söylediklerine kendinizde inanıyormuş gibi görünme ve konuşma sanatıdır. Bununda ayaküstü düşünmeyle biraz ilişkisi var.
Hazırcevaplık:
Yaşlıca bir adam genç bir bayana mağazaya girerken kapıyı tutmuş. Genç bayan adamcağıza öfke dolu bakışla şöyle demiş.”Bu davranışınızın sebebi sadece ve sadece bayan olmam.” “Yanılıyorsunuz bayan.” Demiş adamda”bu davranışımın sebebi kibar bir insan olmam.”
Hazırcevaplılık-karşınızdakine anında haddini bildirme sanatı ayaküstü düşünmeyle alakası var.
Atlatma:
Atlatma laf kalabalığı yapıp aslında hiçbirşey söylememe sanatıdır. Bununda ayaküstü düşünmeyle alakası var.
Yanlış Yöne Sevketme:
Yanlış yöne sevketme -bir söz söylerken aslında o sözün anlamının çok dışında bir şeyler anlatma sanatı.
Bu Kitaplar Kimin İçindir Neden:
Bu kitap bir şeyler başarmayı isteyenler içindir.
-İnsanlarla kurulan ilişkilerin, kendisini hızla yukarı çıkaracak bir yol olduğundan gizli gizli şüphelenenler için.
-İnsanları ne yapıp edip ikna etmenin, aslında hırslı olmaktan çok daha önemli olduğu
yolundaki o basit gerçeği anlayan insanlar için.
-İşverenleri, müşterileri kendinden üst düzeydekileri, seyircileri ve benzeri kişileri etkile-
yen şeyin bilginiz değil de bildiklerinizi aktarma şekliniz olduğunu anlayacak kadar zekası olan insanlar için.
Bu kitaplar şu kişiler içindir.
-Satıcılar
-Yöneticiler
-Eğitimciler
-Danışmanlar ve kabine üyeleri
-Topluluk önünde konuşma yapanlar
-Halkla ilişkiler ve reklamcılık dallarındaki muhasebe müdürleri
-Sözcüler
KENDİNİZİ TANIYIN
Durgun akan suların yatağının derin olduğu söylenir. Boş aletlerin daha çok ses çıkardığını söyleyerek, bu kanıyı farklı bir bakış açısından dile getirmiş oluruz. Kumarda birkaç milyar kazansaydın sorusuna huzursuzca, yutkunur, omuzlarınızı silker ve "Eee bilemiyorum" denilip sohbet kesilirse

1-Bay KARARSIZ özgüven sahibi değildir.
2-Uydurabilecek geniş bir düş gücüne sahip değildir.
3-Ötekilerin kendisiyle alay edeceğini düşünmektedir.
4-Can sıkacak kadar tedbirli insandır.
Bay karasıza sıkıcı insan etiketi yapıştırılır ve bir daha hiçbir yere davet edilmez. Son derece iyi insandır. Başkalarının kendisiyle ilgili düşüncelerine fazla önem veriyor olabilir. Ne yazık ki , bedenindeki üretici sıvıların akışına izin vermemektedir ; duygularını öyle sıkı dizginliyordur ki zihni asla dört nala gidememekte, sadece yürüyebilmektedir.
Kumarda birkaç milyar kazansaydım ne yapmak isterdin gibi aptalca bir soruya cevap vermem gerekiyor beyniniz size nasıl cevap vermeniz gerektiğini şıp diye söyleyiverir. Biz de neşeyle "harcarım" deriz.
Hızlı bir şekilde düşünürken kendimize sarsılmaz bir şekilde güvenmemizi sağlayan bu yüksek idrak düzeyine ulaşabilmemiz için içimizdeki heyecanı harekete geçirmeliyiz. Çünkü düşüncelerimiz ve konuşmalarımızla doğaçlama yapabilmemizi aslında içgüdüsel bir şekilde bilinçaltında biliriz.
Sokrat aşağı yukarı şunları söylemiştir ; “kendisini tanımayan insan hiçbir şey bilmiyordur"
Söylemeye çalıştığım şu, yaşamamıza heyecan katacak kişi sadece kendimiz bir başkası değil. Belki de kişiliğimiz konusunda gerçekçi bir portreye sahip olmamız gereklidir.
SORULAR, SORULAR, SORULAR

Topluluk karsısında konuşmaya yeni başlayan biri, kamera yada mikrofon karşısında aşağıdaki hatalardan birkaçını yapacaktır; hatta bazen hepsini yapacaktır. Eee, Iııı... sendromu, mesleği topluluk önünde konuşmak olmayan kişilerde çok görülür. Eee, Iııı silmenin tek yolu alıştırma yapmaktır. Bu tehlikeleri ortadan kaldırmanın sırrı, normal konuşma hızından daha yavaş bir şekilde konuşmaktır. Böylece bir sonraki sözcüğün ne olacağını düşünmek için kendinize zaman tanımış olursunuz.

1.Yavaş Yavaş; Normal Konuşma Hızından, Daha Yavaş Bir Şekilde Konuşun.
Bir kez akılıcılığı sağladıktan sonra, hızınızı artırabilirsiniz.
Peki ya abartılı el hareketleri ve çevredeki nesnelerle oynama alışkanlığımızı ne yapacağız? Beden dilimizin iyi niyetli dinleyiciler üzerinde iyi izlenimler bıraktığını kendimize sorma fırsatı bulmuş olduk ve öğrenmek için de kendimizi inceledik.
2. Konuşurken Etrafı Kurcalamayın; Kollarınız iki yanınızda ellerinizi çevredeki eşyalardan uzak tutmayı bilin.
Her sorunun ana fikrini cevabınızın bir parçası olarak tekrarladınız mı? Bu şekilde başlamak hem akıcılığı hem de hissettiğiniz gerginliği yada utangaçlığı bir kenara atmanızı sağlayacaktır. Daha da önemlisi soruları direk olarak cevaplamaya kalkışırsanız biran ne söyleyeceğinizi şaşırabilirsiniz. Bu da gebe bir sessizliğe, sizin de utanmanıza yol açacaktır. Ayaküstü düşünmek konusunda uzman olmak sorulara anında ve akıcı bir şekilde cevap vermeyi gerektirir.
3. Soruyu Kendi Lehinize Kullanın; Özgün soruyu tekrarlamak şu yararı sağlar
-Zaman kazandırır-Gerginliği dağıtır-Garip duraksamaları önler.(Eğer soruyu tekrarlamanız, istediğiniz sonucu vermezse konu ile alakalı bir soru seçip, yeniden cevaplamanız iyi olacaktır. Cevabınıza bir parça mizah katabilirseniz çok daha iyi olur. Hazırlıklı olmadığınız soruları cevaplarken, cevapları kısa tutmalısınız. Basit gündelik sözcükler kullanın.
4. Sözün kısasını söylemek için sözü kısa tutmak gerekir. Doğaçlama konuşma işlemini mükemmelleştirdikten sonra sözcük dağarcığınızı geliştirebilirsiniz.
"Bir etimologla, entomologu mu tanıyalım? Peki hala soru aslında zor görünüyor ama cevabı inanılmaz derecede kolay. Etimolog, entomologu ne olduğunu tam olarak bilendir."

VE DAHA FAZLA SORULAR

Benim altı sadık hizmetkarım var.
Her şeyi bana öğreten işte onlar.
Adlarıysa Ne ve Neden ve Ne Zaman
Ve Nasıl ve Nerede ve Kim

Soruluş Amacı Gizli Sorular:

Trafik polisi "Sizi yolun kenarına çektim, çünkü bu araç size sorun çıkarıyora benziyor. Bir sorun mu var?" aslında polis bizim bir sorunumuzun olup olmamasıyla ilgilenmemektedir. Onun öğrenmek istediği şudur; sizin vites değiştirmede zorlanmanız, direksiyona hakim olmamanız, sinyalleri yakmak yerine ön cama su fışkırtmanızın nedeni arabaya yabancı oluşunuz mu (araba çalınmış olabilir) yoksa zihinsel ya da bedensel bozukluğunuz mu (sarhoş olabilirsiniz) onu öğrenmektir.
Çok Unsurlu Sorular:
Bu tür sorular aslında sizi hedeflenen cevaba götüren ve bir çok soru gibi görünüp aslında tek soru olan sorulardır.
Varsayıma Dayalı Sorular:
Sorunun soruluş nedeni, aslında olayla hiç bir ilgisi bulunmayan bir cevap almak ve bunu, söylediği zaman ve bağlamın dışında kullanabilmektir. Renkli basının kullandığı manşetler bunlardır.
Değişkeni Olmayan Sorular:
Değişkeni olmayan sorulardan kasıt sorunun istenilen cevaba yönelik olmasıdır. Bu soru türü sadece "evet" ya da "hayır" diye cevaplanır. Yeterli olan kapalı soru türüne benzer, tek farkı vardır, cevap vermesi beklenen kişinin belli seçenekler arasında seçme özgürlüğü vardır.
Sonuca Bağlanmamış Sorular:
Bu soru türü genellikle personel müdürleri, gazeteciler ve satıcılar kullanır. Bu sorular genellikle altı sözcüğü içerir. Kim, Ne, Ne zaman, Nerede, Neden ve Nasıl. Bir konuyla ilgili en ayrıntılı bilgiyi öğrenmek için sorulur.
Tuzak Sorular:
Bu tür, televizyon ve radyo röportajcılarının en gözde soru türlerindendir. Sorunun amacı, sorunun yöneltildiği kişinin bir duvara toslamasını sağlamaktır.
Olumsuz Sorular:
Bu soruya saldırgan sorular adını vermek daha doğru olur. Soruluş amacı size haddinizi bildirmektir. Olumsuz sorular sizi, kendinizi savunmaya ve böylece daha sert saldırılara kurban kılmaya itmek amacıyla sorulan sorulardır.
Yankı Sorular:
Bu soru türü polislerin gözdesidir. Bu tür sorular sorarak zanlının anlattığı öykünün daha derinlerine inebilir. Uygulaması şöyledir: Sorguyu yapan kişi, zanlının cümlelerini soru cümlelerine dönüştürür; bu da zanlının söylediği şeyi yeniden gözden geçirip konuyu derinleştirmesini sağlar. Bu değişik türdeki soruları en iyi şekilde nasıl cevaplayabileceğimizi öğrenmeden önce, bence sorgulanırken davranışlarınızda dikkat etmeniz gereken noktalara bir göz atalım.
YALAN BELİRTİLER

Birden hazırlıksız olarak aniden bir soru-cevap durumunun içine sokulduğunuzda heyecanlı olmanız çok doğaldır. Bu gibi zamanlarda ağızdan çıkan sözler başkadır, beden dilimizin anlattığı şey başkadır - ve böylece her şey berbat olur. Bu gibi durumlarda, beyninizle bedeninizin birbiriyle uyum içinde olup olmadığına dikkat etmelisiniz.

ALTI HAYATİ DAVRANIŞ KURALI

1. Her zaman direkt olarak soruyu soran kişiye bakın. Sık sık göz temasında bulunun ama onun gözlerini kaçırmasına neden olacak kadar ısrarla değil. Bir an için başka bir yere bakmanız gerekirse, başınızı çevirerek bakın, sadece gözlerinizi oynatmayın. Gözlerinizi fazla oynatmak size hilekar bir hava verir.
2. Konuşulan konuyu zekice bir ilgi ve merak ifadesiyle dinleyin. Arada sırada başınızı sallarsanız durumun sizin kontrolünüz altında olduğu izlenimini verirsiniz. Aynı şekilde, bu hareketiniz, genellikle soruyu soran kişinin düşünce zincirinin ucunu kaybetmesine ve daha az tartışmalı bir soru sormasına neden olur.
3. Soruyu dikkatle dinleyin; sorunun ardındaki gizli anlamı çıkarmaya çalışın.
4. Soruyu dinlerken, sorunun ardındaki anlamı yargılamakta aceleci davranmayın ve soru bitmeden cevabı hazırlamayın
5. Soruyu anladınız ama bir cevap oluşturmak için zamana ihtiyacınız var; o zaman soruyu ya tekrarlayın ya da daha da iyisi başka sözcüklerle yineleyin.
6. Size en masum gelen soru genelde arkasında gizli bir anlam içerir. Sorunun arkasındaki gizli anlamı ortaya çıkarmak için çok kısa bir yanıt verin ve ardından “neden sormuştunuz?” gibi soruyla karşı saldırıya geçin Bu yöntem amacın ortaya çıkmasını sağlamakta çok etkilidir ve sizin daha ayrıntılı cevap vermenizi ya da soruna daha iyi bir çözüm bulmanızı sağlar.

BAŞARAMAMA KORKUSU
<
Bazen en zeki ve en hızlı düşünene insanlar bile istedikleri kadar başarılı olamazlar. Bu kaçınılmazdır. Çenenizi ne kadar çok ortaya çıkarırsanız, insanlara buna bir yumruk atmaları için o kadar çok olanak tanımış olursunuz. Başarısızlık sendeleyip düşmek değil, sendeleyip düşmek ve düştüğün yerde kalmaktır.

İNANDIRICI KONUŞUN

“Sorular zihninizin nerelere kadar ulaştığını gösterir, cevaplarsa ustalığın”
Geçen bölümde sekiz soru kategorisini belirledik ve bunların birbirinden farklı olan yönlerini kabaca tanımladık. Şimdi ise bu soru türlerine tam olarak nasıl cevap vermemiz gerektiğini inceleyeceğiz. Şunu bilmelisiniz ki insanlar size bir soru sorduklarında, bunu aşağıdaki üç amaçtan biri ile yaparlar.
1-Şu anda bilmedikleri bir şeyi öğrenmek istiyorlardır.
2-Zaten bildikleri bir şeyi doğrulamak istiyorlardır.
3-Sizinle ilgili daha fazla şey öğrenmek istiyorlardır.
Söz gelimi dışa dönük insanlar, sadece sorulan sorunun cevabını vermekle kalmaz, aynı zamanda bu soruyu çevreleyen konuları da açıklamaya girişir. Öte yandan içine kapanık insanlar verebileceği en az bilgiyi ileterek cevap verirler. Verdikleri cevap kelimesi kelimesine doğru olabilir ama en ufak bir canlılık ya da parıltı içermez.
Mükemmel Cevap Nelerden Oluşur:
1-Sorulan soruyu cevaplayan az ve öz bir giriş açıklaması
2-İlk yorumunuzu güçlendiren destekleyici bir açıklama. Söz gelimi çok tanınan bir otoritenin bir sözü ya da düşüncesi.
Amacı Gizli Sorular:
İşveren: Bu göreve atandığınız taktirde, firmamızın en büyük bölümünden sorumlu olacağınızın ve en yüksek dördüncü maaşı alacağınızın farkında mısınız? Sorunun amacı, hevesinizi ölçmek değil. Sizi yönlendiren şey güç mü, para mı yoksa her ikisi mi, bunu anlamaktır. Şirketler türlü türlüdür; elbette işe aldıkları personelde aradıkları farklı farklıdır. Bu yüzden sorulan soruya cevap bütün ilgili konulara değinmekle beraber, karşınızdakinin kusurlarını yatıştıracak şekilde olmalıdır. Belki de cevabınız aşağıdaki gibi olmalıdır.
Cevap: Bu cevapla soru sorulan kişi, ilk olarak iş hayatındaki gelişmeleri kendisini doğal olarak büyük bölüm yöneticiliğine getirdiğini, ikinci olarak da hak ettiği maaşı aldığını belirtmiş oluyor.
Çok Unsurlu Sorular:
Bu tür sorulara cevap vermenin zorluğu sorunun bütün unsurlarını hatırlamak zorunda oluşunuzdur. Hatırlayamazsanız, size yöneltilen suçlamaları kabul etmiş olursunuz.
Varsayıma Dayanan Sorular:
Bu soru türü televizyon ve radyo haber programcılarının en sevdiği soru türüdür. Sorunun amacı, soru sorulan kişinin o anki görüş açısının dışına çıkartmaktır: Soru sorulan kişinin bazı varsayımlarda bulunması sağlanır, böylece ileri bir tarihte bu sözler onun yüzüne çarpılabilir. Varsayıma dayalı sorulara cevap verirken dikkat edilecek nokta, daha önce söylediklerimizi tekrarlamak ya da başka sözcüklerle yinelemektir.
Sonuca Bağlanmamış Sorular:
Daha önceki bölümde anlattığımız üzere, sonu açık soruların içinde her zaman şu sözcükler bulunur. Kim, Ne, Ne Zaman, Nerede, Neden ve Nasıl. Bu sözcüklerin herhangi birisinin daha önceki senaryomuzda kullanacak olursak, çok daha bilgilendirici, daha az duygusal cevapların verildiğini görebiliriz.
Olumsuz Sorular:
Duygusal davranan halkın gözünde bu davranış hemen hemen affedilmezdir. Olumsuz bir soruya aşırı tepki vermek sizi asla başarıya götürmez. Seyrettiğiniz onca TV haber programını ve bu programlarda kendilerini kaybedip aşırı tepki gösteren insanları düşünün. Sanki delirmiş gibidirler ve asla sakinleşmeyeceğe benzerler. O zaman onlara anlayış göstermiş miydiniz? Sanmam. Terslik ve abartılı kırgınlık gösterileri, insanoğlunun en kötü huylarıdır.

ESNEK DÜŞÜNEBİLMEK

0 yorum

Çok zeki insanlar vardır ki düşünmesini pek beceremezler. Zira sağlıklı düşünmek, "vukuf" ve "idrak" melekeleriyle, tefekkür kabiliyetinin geliştirilmesine bağlıdır.
Zekanın yeterli olduğu görüşü, eğitim sistemimizdeki handikaplardan biridir. Zeki olanlara yardım etmeye gerek duymayan, onlara nasıl düşünülmesi gerektiğini öğretmeyen, herşeyin kendi kendine olup biteceğine inanan insanlar, "parlak" olmayan öğrencilere de hiçbir şey öğretilemeyeceği peşin hükmüyle onları da "düşünme kabiliyeti"nden mahrum etmişlerdir. Halbuki düşünmesini bilen fakat "parlak" gözükmeyen bir öğrenci, dehâ derecesinde zekaya sahip olan fakat düşünme kabiliyeti gelişmemiş bir öğrenciden, "hayatta" çok daha başarılı olabilir. Zira hayat, bilenlerden çok anlayan ve anladığını fiiliyata döken insanlara gülümser.
Demek ki başarı için "bilme" nin yanında "iş yapma" kabiliyeti de şarttır. Peki bu "aksiyon istidatları" veya "faaliyet melekeleri" nelerdir? Bunları şu şekilde tasnif etmek mümkündür:
1. Muhtemel bir davranış veya teşebbüsün neticelerini tahmin etmek.
2. Ele alınan meseleye ait alternatif uygulamaları etraflıca düşünmek.
3. Uygulamada önceliği olan unsurları farketmek.
4. Diğer insanların tecrübe ve tavsiyelerine dikkat etmek.
5. Mevcut şartları en iyi şekilde değerlendirmek.
6. İnisiyatif sahibi olmak.
İşte bu tür husûslarda "düşünme" kabiliyetleri gelişmemiş insanların iş yapma istidatları da güdük kalmakta, tahsil hayatları alkışlarla dolu olsa da hayatta bocalamaktadırlar. O halde meseleleri bilmek ve tahlil etmek gereklidir, fakat yeterli değildir. Neticeye ve aksiyona götürücü bir dizaynı da düşünmek şarttır.
Düşünmenin yapılıyor olması, onun sağlıklı bir şekilde öğretilmiş olduğunu göstermez. Bilhassa zeki talebelerin fıtrî enaniyetlerini kırmak için nasıl düşünülmesi gerektiğine ait kurslar çok faydalı olabilir. Çünkü bu sayede talebeler, eksikliklerinin farkına varıp asıl meziyetin zeki olmak değil, düşünmesini bilmek olduğunu anlayacaktır. Gerçekten de, mevcut eğitim sistemlerinin çoğunda, tahlil ve problem çözme kabiliyetlerini geliştirmek biricik hedeftir. Bu anlayış, özellikle batı kaynaklı sosyal bilimler ve ekonomik teşebbüslere hakimdir. Meselâ batılılar bir mamülün kalitesini artırmak için önce ondaki hataları, problemleri araştırır, sonra bunlara çözüm bulmaya çalışırlar. Tabiî ki bir problem görülemezse, gelişme de olmaz. Herşeyde problem aramak, "bundaki hata nerede? Haydi bulup çözelim" demek; nazarımızı, dikkatimizi ve idrakimizi sınırlar. Japonlar bu noktada batılılardan ayrılır. Bir şeyin hangi durumda olursa olsun daha iyi bir duruma getirilebileceğine inanırlar, sürekli yenilikler peşinde koşarlar.
Demek ki inkişaf, sadece problemleri çözmekle gerçekleşmez. Ortada hatalı birşey olmadığı halde inisiyatifli düşünme, müteşebbis olma, inkişaf düşüncesi taşıma sayesinde keşif ve icadlara ulaşılır. Zaten dâhiliğin kıstasları da bunlardır. Fakat genellikle insanlar, meseleleri analiz etme kolaylığına kaçarak idrak sistemlerini, zihnî modellerini ve dimağlarındaki mevcut paradigmaları değiştirme, yeni modeller tasarlama zahmetine katlanmamaktadır. Maharet, mevcudu bilmekte değil, yeniliklere açık bir ruh taşımaktadır.
İnsanlar paradigmalar yardımıyla düşünürler. Paradigmayla kastettiğimiz şey, zihnimizdeki kavramları çerçeveler halinde düzenleyen zihnî bir modeldir. Bu modeller veya kavram çerçevelerine "mini-inançlar" da denilebilir. Zira küçüklüğümüzden bu yana edindiğimiz bilgi ve tecrübelerle birçok mini-inanca sahip oluruz. Meselâ sobaya dokunduğumuzda "ateşin yaktığını" anlar ve daha sonra bu inancı test etmeye cesaret edemeyiz.
İnançlar dünyayı idrak şeklimizi belirler ve bizleri kendilerini sorgulamaktan alıkoyar. Bazen o kadar güçlü inançlar oluşur ki sahibi bu uğurda hayatını bile feda etmekten kaçınmaz.
İnançlar ancak paradigmaların değişmesiyle değişebilir. Paradigmalar da bir iç tecrübe (keşif) ile yeni bir kimliğe bürünür. Yani öyle bir an gelir ki her gün gördüğümüz şeyleri farklı görmeye başlarız. Yeni fikirler, paradigmalara uymazsa reddedilirler. Eğer yeni fikirler reddedilemeyecek şekilde baskın çıkarsa paradigmalar da tekrar şekillenmeye başlar. Kur'anî hakikatlerin, insanların hidayetlerine vesile olması, bir bakıma bu şekilde gerçekleşir. İnkar edilemeyen ve şüphe götürmeyen yakinî deliller, daha doğrusu bürhanlar, çürümüş kavram çerçevelerini darmadağın ederek yepyeni zihnî modeller inşa ederler. Tabiî bütün bunların tahakkuk etmesi, Cenab-ı Hakk'ın "iman"ı ihsan etmesine, bu da insanın iradesini doğru yolda kullanmasına bağlıdır.
Peki paradigmalar nasıl değişir? Öncelikle insanların "yeni fikirlere" hazır olması gereklidir. Zira bizler sadece görmeye hazır olduğumuz şeyleri görebiliriz. Şu anda çoğumuz farklı fikirler ve mefhumlar taşımaktayız. İçimizden birisi çıkıp yeni bir fikir öne sürecek olsa, birçoğumuz bunu ya "saçmalık" deyip kabul etmeyecek veya zihinlerindeki mevcut fikirlere bakıp "falan fikrin aynısı işte" damgasını vuracak, yani bilmediği bir şeyi, bildiğinin aynı zannetme hatasına düşecektir. Bu peşin hükümden kaçan, mülâhaza dairesini açık tutarak esnek düşünmesini becerebilenlerin sayısı gerçekten çok az.
Yeni bir fikirle eski fikirler arasındaki benzerlik çok az da olsa "aynısı işte" damgasını vurmamız fıtrî bir meyil adeta. Zaten bu yüzden yeniliklere gereken dikkat ve tecessüs gösterilmiyor. Halbuki ifrat ve tefritten kaçarak, soğukkanlılıkla yeni fikirleri değerlendirmek, zihindeki taş gibi paradigmaları biraz ufalamak daha mantıklı değil mi?
Şu anda idrak edemediğimiz şeyleri idrak edebilmemiz için yeni kelimelere ihtiyacımız var. Mevcut kavramlarla anlatılamayan hakikatleri yeni bir üslupla aktarmak için de yeni tabirler gerekli. İnkişaf için, paradigmaların değişmesi için ve bir "iç keşif" demek olan tesirli düşünme için kavramların elden geçirilmesi lazım.
Tartışma (münazara) yoluyla paradigmalar, inançlar değişmez. Zira tarafların mihenk taşları, kalkış noktaları ve kavram çerçeveleri farklıdır. Normal bir camdan dışarı bakan bir insan, pembe bir camdan dünyayı seyreden diğer bir insanı, herşeyin toz-pembe olmadığı konusunda ikna edemez. Münakaşa suretiyle mütabakata ulaşmak mümkün değildir. Bir de enaniyetler kabarırsa, yapılan şey ancak "ilzam" olur "irşad" değil. Bu yüzden imanî meselelerin münazara şeklinde bahsi caiz değildir.
Eski bilgilere yeni bir nazarla bakmak, yeni şeyler keşfetmek demektir. Şu an elimizdeki malumatı ancak mevcut zihnî modellerimize göre değerlendirebiliyoruz. Demek, yeni modeller kurdukça, eski malumatı tekrar değerlendirmek, yeni kavramlar üretmek ve yeni fikirlere açık olmak çok makuldur. Zira kime, ne zaman, neyin ilham edileceği bilinmez. Şu anda hayal bile edemediğimiz alternatiflerin mevcut olabileceği akıldan çıkarılmamalıdır.
Mevcut delillere bakarak aceleci bir hüküm vermektense, mülâhaza dairesini açık tutmakta fayda vardır. Zaten çoğu hadise ilk nazarda insanı aldatabilir. Meselâ yolda kıvranan bir kazazedeye arabasından inmiş yardım eden bir insanı, daha sonra olay yerine gelen birisi suçlu olarak görebilir. Halbuki asıl suçlunun oradan çoktan uzaklaşmış olması da muhtemeldir. Demek ki görünüşe aldanmamalı, zahire göre hüküm verilmemelidir. Şartlar, maksat, makam, niyet bilinmeden karar verilemez. Hatta bazı durumlarda gözümüzle gördüğümüz halde perdeyi yırtmamamız tavsiye edilmiştir. Cemiyetin selameti için su-i zandan kaçmak, itimat etmesek bile hüsn-i zan göstermek gereklidir. Evet, soğukkanlı düşünmek tam bir "irade" meselesidir.
Klasik mantık anlayışının tesirinde olan insanların zihinlerindeki paradigmalar taş gibidir. Zaman, zemin ve şartlar ne olursa olsun değişmez. Halbuki esnek düşünmesini bilen insanların zihnî modelleri su gibi akıcıdır. Girdiği kabın şeklini alır. Şartlara göre, zeminin durumuna göre bir yöne akar. Klasik mantığın tesiriyle insanlar bazı hükümlerdeki hikmetleri idrak edemezler. Meselâ Bediüzzaman Hazretleri bir tartışma çıktığında haksız tarafa destek olunmasını tavsiye etmektedir. Geleneksel zihnî modeller bu tavsiyeyi bir türlü kabul edemezler. Oysa mevcut şartlar nazara alınarak, o anki topluluğun selameti açısından haksıza yardım etmek daha faydalıdır. Zira tartışmanın devam etmesi umuma zarar getirebilir. Münakaşanın sona ermesi için ise haklı tarafa arka çıkmak tesirli olmaz. Zira haklı olan, hakkaniyet sahibidir. İlzam edilse de sesini çıkarmaz. Enaniyet sahibi olan ise haksız olandır, susması için yardıma ihtiyacı vardır.
İşte bu klasik mantık anlayışı yüzünden çoğu mesele hâlâ tartışmalıdır. Şehzadelerin katledilmesi, kadın ve erkeğin mirastaki ve mahkemedeki durumu gibi meseleler hep mevcut şartları, psikolojik ve sosyolojik faktörleri ve herşeyden önemlisi dinî nassları göz ardı etmek yüzünden yanlış anlaşılmakta, hatta çoğu zaman anlaşılamamaktadır.
Burada şu husûsu aydınlatmakta fayda var. Esnek düşünmek, su gibi akıcı bir mantığa sahip olmak "ciddiyetsizlik", "şüphecilik" ve "tarafsızlık" demek değildir. Su yukarı doğru akmaz. Esnek düşünen insanların da şüphe götürmez inançları vardır. Bu tür yakinî bilgilerde, imanî mevzûlarda tarafsız olunmaz. Zaten bizim kastettiğimiz esnek düşünme iman esaslarıyla değil, ferdî ve içtimâî muamele ve teşebbüslerle alâkalıdır.
Esnek ve sağlıklı düşünmesini becerebilmek, önce düşünmeyi düşünmekle başlar. Bu da taklitten kurtulmanın, şuura ermenin ve tahkike ulaşmanın ilk adımıdır.

10.09.2008

KOLAY VE İYİ ÖĞRENME TEKNİKLERİ

0 yorum

KOLAY VE İYİ ÖĞRENME TEKNİKLERİ
ÇOK HIZLI OKUMA, YABANCI DİL ÖĞRENMENİN,
EN PRATİK VE HIZLI TEKNİKLERİ

KOLAY ÖĞRENME TEKNİKLERİ
I. BÖLÜM
*Hem ‘kolay’ öğrenebilir, hem de ‘yine, yine, yine çalışırsanız’, muazzam başarılar elde edersiniz. Hatta geceleri ikiye, bire indirebilir arta kalan zamanlarda başka konuları ele alma fırsatı bulursunuz.
* “Alın teriyle kazanma” ilkesine önem verenler, ‘kolay’ denen her şeye şüpheyle bakarlar.
*’Zorlanarak öğrenilen bir şey daha çok akılda kalır’ bu, pek az durumlarda, geçerli olabilir ama, eski bir metoddur. Ezber çağından kalmadır. Ama ağır bir yükü ıkına ıkına kaldırmak yerine kaldıraç kullanıp kaldırıvermek daha iyi değil mi?
*’Kolay ve iyi anlama’ şeklinde birleştireceğimiz hedefin, ‘üstünkörülükle’ ve ‘yüzeysellikle’ ilgisi yoktur.
*’Bilgi Çağı’ ve ‘Bilgi Toplumu’ sloganları, bazı eğitimcilere eğitimin amacının bilgi vermek, bilgi aktarmak ve beynini bilgi deposu şeklinde geliyor. Bilgi bir araçtır. Şu halde mühim olan bilgiyi kullanmayı öğrenmek ve öğretmektir.
*Eğitim psikolojisinde, akla hitab eden öğrenime ‘Entellektüel/Cognitive’, hislere yönelene ise ‘Affective’ deniyor. Bu iki yönü bir arada kucaklayan eğitim en etkili olandır.
*Batı kültürü, bilgiyi bir parçadan başlayarak, tüme doğru verir, Doğu Kültürü ise tümden başlayıp, parçalara inerek verir.
*Eğitimde ilk uyarılacak psikolojik hal merak ondan sonra, gayret, biraz kaygı ve dikkat.
*Eğitim amaçları, ders konuları değişebilir ama öğretmenin rolü hep üç esas olarak kalacaktır.
1-Öğrenilecek konuyu sunmak,
2-Öğrencinin konuya ilgisini çekmek, merakını uyandırmak, sevdirmek,
3-Takviye etmek
*Öğrencinin ülküsü şu olmalı: Geçmişimiz ona anlamlı gözüksün, bu güne güven duysun ve geleceğe dönük ümit ve ülküsünün birgün gelip gerçekleşeceğine inanabilsin.
*İlk duvarsız okul uygulamasını Sokrates yaptı. Burada asıl devrimci olan husus, dersini veriş tarzıydı: Tek başına konuşmaz, sual sorardı. Küçük küçük sorular öğrencinin bilgisizliğini ortaya çıkarmak için değil, öğrencinin zihnini gıdıklamak içindir.
*Bazı yöntemleri: SPÖ
1-bir konu binlerce ufak dilimlere bölünmeli, öyle ki tek bir dilimin anlaşılması kolay olsun.
2-Bu adımlar öğrenciye eski sıralarına göre verilmemeli.
3-Her adımdan sonra öğrenci verdiği cevabın doğru olup olmadığını hemen anında öğrenmeli.
*Yazar daha sonra SPÖ’yü bilgisayar, kapalı devre televizyonu ve video ile destekliyor.
*Bilgisayar müthiş hızlı, yanlışsız ve budaladır. İnsan beyni ise bir çok hallerde, fevkalade yavaş, yanlış dolu ve zekidir. Bu iki farklı beyin evlenirse akıl almaz bir güç doğar.
*Kimine göre bilgisayar eğitim eşitsizliği doğuracaktır.
*Bilgisayarı iyi kullanan eğitim yerlerinde normal eğitim süresinden üç ay tasarruf ediliyor.
Bilgisayar ile eğitimde öğretmenin fonksiyonu yol göstericiliktir.
Eğitimde bilgisayarın yeri muhakkak olmalı. Fakat ifrattan (aşırı lakaytlıktan) tefrite (sorgulamasız sarılışa) gitmemeliyiz. Bilgisayarın da kendine göre sorunları vardır. Bu Amerika’daki okullarda kendini göstermiştir. Biz kullanırken ancak bu eksiklikleri ve zararlarını göz önünde bulundurarak kullanmalıyız.
Araştırma görevlileri Derin Orhon’la Erdem Gürgün, ‘2000’li yıllarda Türk Üniversitesi Sorunları ve Geleceği’ adlı bildirilerinde, üniversitelerin bir ülkenin aynası olduğunu belirttikten sonra ‘Aynadaki görüntü giderek bozulmaktadır’ tesbitini yapmıştır.
*I.Q. testleri Batı’da uzun yıllar kullanıldı fakat şu anda az da olsa eksikliğinin olduğunu farkettiler. Aynı zeka seviyesindeki çocuklara yapılan I.Q testlerinde dahi çevre ve küçük çaptaki uyarıların 2-3 puan farkettirdiği ortaya çıktı.
*Zeka ölçme teknikleri gittikçe gelişiyor, mesela söz yeteneği ağırlıklı zeka, mekanik ve mekan ağırlıklı zeka, hayal yeteneği ağırlıklı zeka gibi
*Yazar ‘Beyin gibi, bilgisayardan daha mükemmel olan bir organ acaba tesadüfen mi olmuştur?’ diyor ve ‘Hayır!’ diyerek, dinsiz de olsa Voltaire’nin sözünü naklediyor. ‘Yerde bir saat bulsam ve hayatımda hiç saat görememiş olsam, içini alıp o birbiriyle karmaşık fakat şaşmayan işleyişini seyrettikten sonra bu kendi kendine olmamıştır, elbette biri yapmıştır demek zorunda kalırım’ demiştir. (Yazar dinine bağlı ve Türkülüğü seven bir kişi)
*Beyinde 10 milyar ile 100 milyar arasında nöron ve 1 katrilyon irtibat noktası vardır.
*Beyin huzur halinde çok daha fazla şey öğrenir ve bu huzur halindeyken alfa elektrik akımları çıkarır.
*Öğrenciler, derin gevşemeye ve bazı yöntemlerle onlara sorulan bilgileri zihinlerine kaydetmede, kavramada, işlemede ve hatırlamada yeteneklerinin fevkalade arttığını görmüşlerdir.
*Karmaşık yöntemle gevşeme:
1-Aktif saplama: Bu talimde gözlerimizi bir noktaya saplayacağız.
2-Göz saplanmasını çözme
3-Göz kapaklarının kontrolü
Çok önemli bilgiler beynin dış zarına sevkedilir (korteks). Çok kısa hafıza Bio-elektrik akımıyla kaydedildiği, çarçabuk da (20-40 saniyede) silinip kaybolduğu farz olunur.
*Orta süre (30-40 dakika) için de kullanılan bilgiler elektrik akımının kimyevi bir işlemi olur.
*Uzun süreli bilgiler beynin belirli yerlerinde saklanır.
*Çok unutanlarda ‘acetylcholine’ maddesi eksiktir.
*Unutmamanın bir kaç pratik yolu:
1-Önce televizyonlarda reklam niteliğinde bir programda da görmüş olabileceğimiz yöntemle başlayalım.
2-Hikaye kurma
3-Şarkı Uydurma
4-İsim ya da surat, hatırlamak için kişileri bir şeylere benzetin,
5-Kıyaslama yapın
6-Bilinçli olarak o yaptığınız şey üzerinde bir kaç dakika durun.
* K. Keaton’a göre yaşlanmayı en iyi geciktirmenin çaresi, beynin mümkün olduğu kadar çalıştırılmasıdır.
* Bir kimseye bir şey öğretmenin en iyi yolu ona öğretmenlik fırsatı vermektir.
* Beyin bir gerçeği bir konuyu, bu üçgene iyi oturtabilirse iyi kavramaya başlar:
1-Yazının konusunun anlatım yapısı
2-Düzeni
3-İlişki köprüleri,
*Diğer tavsiyeler
1-Not alma
2-Bazı bilgilerden kitabın sonuna endeks yapma
3-Bazı kelimelerin altını çizme
4-Özet çıkarma
5-Özetten yararlanarak şema çıkarma
6-Konunun sonuna başına bakmadan göz atma.
7-Yoğun dikkatle okuma
8-Daha çok okuma
9-Temel fikri yakalamaya çalışma
10-Fikirlere yönelerek okuma.
*Çalışmanın ruh hali: Prof Mark Viktor Hoppenin tavsiyeleri
1-Yapılacak işleri listeleyin
2-İşe en kolay yerden başlayın
3-Sevmediğiniz bir iş üzerinde çalışıyorsanız kendinize ödül vadedin
4-İyi bildiğiniz, başarılı olduğunuz konulara ağırlık verin
5-Rahat iç açıcı ortamda çalışın
6-Kendinizi kötü hissettiğiniz zaman size değer veren biriyle konuşun.
*Okullarda başarısızlığın en büyük sebebi:
1-Bulunduğu sınıfta olmaması gereken çocukların o sınıfta öğrenim görmemesi
2-Gözlük eksikliğinin farkedilmeyişi.

*Başarısızlığı başarıya çevirmek için anne babalara tavsiyeler:
1-Çocuğun duygusal sorunlarına yakınlık gösterin
2-Çocuğun okul sorunlarına, ev ödevlerine ilgi gösterin
3-Ödevlerin yapılmasında zamanın tanziminde ona yardımcı olun.
4-Okulda gösterdiği çabaları övgüyle karşılayın.
5-Ödevlerini yapma yükümlülüğünün ona ait olduğunu hatırlatın.
6-Çocuğun elde ettiği sonuç kötü ve elinden gelen her türlü gayreti göstermişse ondan fazlasını istemeyin.
7-Öğretmeniyle bağlantı kurun
8-Çocuğunuzun öğretmenini kötülemeyin
9-Öğretmen çocuğa karşı ana babasını yermemeli
*İleride insanlardan iş aradıkları zaman istenecek şey, düşünmeyi, fikir üretmeyi ve yaratıcı olmayı bilmeleridir.
*Meydana getirici düşünüşü köstekleyen şeylerden ikisi:
1-Hemen bir çözüme yaklaşmak
2-Sorunu çok dar şekilde tanımlamak ve alışılmış klişelerden hareket etmek
*Çocuğa fikir üretmeyi öğretmenin yolları
1-Değişik yönden soru sorma
2-Başka türlü yapmanın yollarını araştırtmak
3-Oyun ve kelimeler kullanmak
4-Başkalarının görüşünü dinlemeyi öğretmek
*Maneviyat eğitiminin baş sorumluları ailelerdir.
*Çocuklarımızın Direniş gücünü artırmalıyız.
1-Çocuğu dinleyin,
2-Kokularına, tedirginliklerine yardımcı olun,
3-Egzersizler yapın,
4-Kendine güvenini artırın,
5-Olumlu grup seçmeyi öğretin,
6-Gerekirse veto hakkınızı kullanın,
*Meslek seçerken hangi mesleğe uygunuz:
Çocuğun eğilimlerini tespit etmek için üç açıdan yaklaşın:
1-Özel ilgi alanları
2-Okulda başarı çizgileri
3-Belirgin karakter özellikleri
II. BÖLÜM: GERÇEK VE GERÇEKÇİ ÇOK HIZLI OKUMA
*Talimden önceki hızını, talimden sonra 3-4-5 katına çıkarabilir. Bu, kişinin özel yeteneğine bağlıdır. Göz gezdirme ile okumada 2000-3000 kelime metinden bir dakika içinde epey şeyler anlarsınız ve bu da bir gerçekçi beklentidir. Çok hızlı okuma ile ortalama dakikada 800-900 kelimeye ulaşılabilir.
*ÇHO (Çok Hızlı Okuma, İkinci Dünya Savaşı’nda uçakların amblemlerini okumayla başladı.
*Gözün, vücudun herhangi bir uzvu gibi, egzersiz gördükçe daha etkili olmaya başladığı ispat edilmiştir.
*ÇHO’nın iki gelişme çizgisini görüyoruz:
1-Göz, talimle, gitgide daha hızlı görmeyi öğrenebilir; tıpkı halter kaldırmakla, şırnav çekmekle kol kaslarının gelişmesi gibi...
2-Göz, aynı şekilde talimle satırın 2-3 yazısını, hatta tamamını bir bakışta görmeyi öğrenebilir.
*Yavaş okuyan kişiler okuduklarını en az anlayanlardır. Durarak okunan şeylerde anlama azalır. Çünkü beyin gözden hızlıdır.
*Çok hızlı okuma eğitiminin esasları:
1-Göze daha hızlı görmeye alıştırmak
2-Bir kerede 2, 3, 4 kelimeyi birden okumayı öğretmek
3-Tamamıyla sessiz okumaya alıştırmak
4-Gereksiz geri dönüşler, tekrar okumaları önlemek
5-Anlayışı çelmeleyen düşünüş engellerini kaldırmak.
*Her şeyden önce her satırda gözünüz kaç kere duraklıyor onu ölçmelisiniz. Ona göre hızlı okuyucu veya yavaş okuyucusunuzdur.
*Denemelerde ilk önce dakika ile hızınızı ölçün. Sonra parça ile ilgili soruları çözüp yüzde kaç anladığınıza bakın
*Kötü okuma alışkanlıklarını kırmak:
1-Okurken dudak kıpırdatıyorsanız, Dişlerinizin arasına bir kalem tutuşturun.
2-Okuduğunuz kelimeyi veya cümleyi anladığınız halde bir daha okuma eğiliminiz varsa; Beyaz bir kağıt kesin, okuduğunuz kısımları bununla örtün ve okudukça kaydırın, okuduklarınızı anında kapatın.
3-Aklınız dağılıyor, okuduklarınızdaki anlamı sık sık kaçırıyorsanız birkaç satır okuduktan sonra ana fikri şöyle bir düşünün
4-Satırları bulanık görüyorsanız: Bir göz doktoruna muayene olun.
*Gözün beyindeki merkezi hem hızlı, hemde çok beceriklidir. Öyle ki kelimelerin kopuk kısmını bile görse çok kere tamamını keşfeder. Saniyenin yüzde bir kadar bir hızla bir işaretin veya kelimenin ‘siluetini’ tanır, ne olduğunu da çıkarır.
Egzersizler:
1-Okurken, kelimelerin tam üstüne bakarak okumayın Az altına bakın ve satırı hep o hizada okuyun.
2-Hem satırların altına doğru bakın, hem de gözünüzü bir kaç kelimeyi birden görmeye alıştırın.
3-Tam sahife değil de, bir sütun bulun, satırlardaki ilk ve son kelimelerin altını çizin veya yuvarlak içine alın ve gözünüzü bir baştakine bir de sondakine baktırarak okuyun, aradaki kelimeleri görmeye çalışın.
4-Bu sefer tam aksine satırların ilk ve son kelimelerine bakmadan satırdan satıra geçin.
5-Bu denemeden sonra bir satırda 2-3 kelimeyle esaslı talime geçin. Her 2 veya 3 kelimenin birini çembere alın, gözünüzü sadece bu çemberlere yönelterek okuyun.
6-Sahifeleri sütunları 2 ye veya 3’e yukardan aşağı bölün ve belirli bir ritm izleyin
*Göz gezdirme ile okumada önce ana temayı bir bakışta ayrıntılardan ayırmalısınız. Hemen hemen her yazıda üç önemli unsur vardır:
1-Konu veya sorun
2-Sebepler
3-Çözümler-sonuçlar,
*Her yazı göz gezdirme ile okunmaz bazı yazıların her kelimesinin okunması icab eder.
III. BÖLÜM
YABANCI DİL ÖĞRENME VE İLERLETME
*Çocuğunuza küçük yaşta dil öğretmenin yollarını arayın
*İlk başta ön hazırlıkla başlayın. Bu da bazı önemli belirlemeleri ezberlemekten geçer:
İlk başta dilin mef’ulleri olan kelimeleri ezberleyin sonra konuşmalarda en çok kullanılan kelimeleri ezberleyin.
Gramer çalışın.
*Metodlar:
1-Çok örnek görmek mühim bir unsurdur.
2-Kulaktan dinleme
3-Koroyla doğru telaffuz ve konuşmalı öğrenme
4-Rol oynama
5-Sorularla programlı öğrenim (S.P.Ö)
*Uykunun hafif dalma sürecinde olan bir kimseye bir konu tekrar tekrar anlatılırsa, o kişinin, uyandığında o konuyu öğrenmesi kolaylaşıyor.
*İlerletme hususunda bazı tavsiyeler:
1-O dilde kitap ve gazete okumak
2-Yabancılarla sohbet etmek
3-Yolda giderken gördüklerinizin o dildeki karşılığını hatırlayıp düşünmek
4-Alt yazılı yabancı filmleri kaçırmamak.

5.09.2008

ANALİTİK DÜŞÜNME NEDİR ?

0 yorum

Analiz, çözmek ; analitik düşünme, sorun çözme, kavramsal düşünme, çözüm bulmaya yönelik ve problem çözmeye yönelik düşünme anlamlarına gelmektedir
Analitik (çözme), doğal dildeki anlamında yalın bir ayırmayı, salt dışsal yan yanalığın ortadan kaldırılmasını değil, ama tam olarak çözme eyleminin imlediği gibi bir bağ, bağ, bağlılık ya da ‘bireşim’ durumunun ortadan kaldırılmasını anlatır. Çözümleme her durumda bireşimi içerir, kendinde bireşimdir. Aristoteles, analitik düşünmeyi tam, sağın, ve gerçek işlevinde düşüncelerin kavramların ve olayların ilişkilerini göstermek için kullanır. Kant çözümleme ve bireşim kavramlarını dilbilgisi düzlemine, özne ve yüklem ilişkisine benzetir
Analitik düşünme yani problem çözmeye yönelik düşünmeyi eğitimde temel kaide olarak alan Avrupalı gelişmiş devletler, bu gün bu eğitimin meyvelerinden faydalanmaktadırlar. Bizde de uygulanmaya başlanan eğitimde problem çözme (analitik düşünme) bir süreden beri uygulanmaktadır. Bu uygulamayla eğitim sistemimizde gözle görülür bir gelişme meydana gelmiştir.
Klasik ve Yaratıcı Eğitimin Temel Özellikleri:
Klasik Eğitim
Klasik eğitimde varolan bilgiyi aktarma hedeflenir. Öğretmen kural koyan ve disiplinden tek sorumlu kişi ve otoriterdir.Tek doğruya götüren düşünce yapısı amaçtır. Sertifika diploma gibi belirleyiciler önemli olup, dıştan denetimli bireyler yetiştirilir.
Yaratıcı eğitim (Problem Çözme)
Bu eğitimde bilgi yeni üretimler için kullanılır. Sınıf disiplininin sağlanmasında her birey sorumlu olup öğretmen lider konumundadır. Birden fazla çözüme götüren düşünce yapısı hedeflenir. Özgün bir yapıt ortaya çıkması önemlidir. İçten denetimli bireyler yetiştirilmesi hedeflenir.

 

Zirve100 Toplist
Türkiyenin Tikky Sitesi Türkiyenin Tikky Sitesi