Hızlı düşünüp hazır cevap olabilmek için ve bunun için uyulması gereken bazı hususlar anlatılıyor. Atlatma, yanlış yöne sevketme, inandırıcı konuşma, sorular ve türleri, heyecanlandırıcı sözcükler kullanma, bedenin dilini iyi kullanma ve yöntemleri anlatılıyor.
ÖNSÖZ
Bu kitapta kendi potansiyellerinizin anahtarını elinde tutmanın anahtarını bulacaksınız. Ancak bu kitap size sadece siz onun gösterdiği yolda ilerlerseniz yardımcı olacaktır. Eğer kitapta gösterilen alıştırmaları harfi harfine uygularsanız, ayaküstü düşünmeyi kesinlikle öğrenirsiniz.
“Deneyimli insana soru sormak genellikle deneyim kazanmanın ilk adımıdır.”
Blarneycilik(yaltaklanma):
Blarneycilik kendi söylediklerine kendinizde inanıyormuş gibi görünme ve konuşma sanatıdır. Bununda ayaküstü düşünmeyle biraz ilişkisi var.
Hazırcevaplık:
Yaşlıca bir adam genç bir bayana mağazaya girerken kapıyı tutmuş. Genç bayan adamcağıza öfke dolu bakışla şöyle demiş.”Bu davranışınızın sebebi sadece ve sadece bayan olmam.” “Yanılıyorsunuz bayan.” Demiş adamda”bu davranışımın sebebi kibar bir insan olmam.”
Hazırcevaplılık-karşınızdakine anında haddini bildirme sanatı ayaküstü düşünmeyle alakası var.
Atlatma:
Atlatma laf kalabalığı yapıp aslında hiçbirşey söylememe sanatıdır. Bununda ayaküstü düşünmeyle alakası var.
Yanlış Yöne Sevketme:
Yanlış yöne sevketme -bir söz söylerken aslında o sözün anlamının çok dışında bir şeyler anlatma sanatı.
Bu Kitaplar Kimin İçindir Neden:
Bu kitap bir şeyler başarmayı isteyenler içindir.
-İnsanlarla kurulan ilişkilerin, kendisini hızla yukarı çıkaracak bir yol olduğundan gizli gizli şüphelenenler için.
-İnsanları ne yapıp edip ikna etmenin, aslında hırslı olmaktan çok daha önemli olduğu
yolundaki o basit gerçeği anlayan insanlar için.
-İşverenleri, müşterileri kendinden üst düzeydekileri, seyircileri ve benzeri kişileri etkile-
yen şeyin bilginiz değil de bildiklerinizi aktarma şekliniz olduğunu anlayacak kadar zekası olan insanlar için.
Bu kitaplar şu kişiler içindir.
-Satıcılar
-Yöneticiler
-Eğitimciler
-Danışmanlar ve kabine üyeleri
-Topluluk önünde konuşma yapanlar
-Halkla ilişkiler ve reklamcılık dallarındaki muhasebe müdürleri
-Sözcüler
KENDİNİZİ TANIYIN
Durgun akan suların yatağının derin olduğu söylenir. Boş aletlerin daha çok ses çıkardığını söyleyerek, bu kanıyı farklı bir bakış açısından dile getirmiş oluruz. Kumarda birkaç milyar kazansaydın sorusuna huzursuzca, yutkunur, omuzlarınızı silker ve "Eee bilemiyorum" denilip sohbet kesilirse
1-Bay KARARSIZ özgüven sahibi değildir.
2-Uydurabilecek geniş bir düş gücüne sahip değildir.
3-Ötekilerin kendisiyle alay edeceğini düşünmektedir.
4-Can sıkacak kadar tedbirli insandır.
Bay karasıza sıkıcı insan etiketi yapıştırılır ve bir daha hiçbir yere davet edilmez. Son derece iyi insandır. Başkalarının kendisiyle ilgili düşüncelerine fazla önem veriyor olabilir. Ne yazık ki , bedenindeki üretici sıvıların akışına izin vermemektedir ; duygularını öyle sıkı dizginliyordur ki zihni asla dört nala gidememekte, sadece yürüyebilmektedir.
Kumarda birkaç milyar kazansaydım ne yapmak isterdin gibi aptalca bir soruya cevap vermem gerekiyor beyniniz size nasıl cevap vermeniz gerektiğini şıp diye söyleyiverir. Biz de neşeyle "harcarım" deriz.
Hızlı bir şekilde düşünürken kendimize sarsılmaz bir şekilde güvenmemizi sağlayan bu yüksek idrak düzeyine ulaşabilmemiz için içimizdeki heyecanı harekete geçirmeliyiz. Çünkü düşüncelerimiz ve konuşmalarımızla doğaçlama yapabilmemizi aslında içgüdüsel bir şekilde bilinçaltında biliriz.
Sokrat aşağı yukarı şunları söylemiştir ; “kendisini tanımayan insan hiçbir şey bilmiyordur"
Söylemeye çalıştığım şu, yaşamamıza heyecan katacak kişi sadece kendimiz bir başkası değil. Belki de kişiliğimiz konusunda gerçekçi bir portreye sahip olmamız gereklidir.
SORULAR, SORULAR, SORULAR
Topluluk karsısında konuşmaya yeni başlayan biri, kamera yada mikrofon karşısında aşağıdaki hatalardan birkaçını yapacaktır; hatta bazen hepsini yapacaktır. Eee, Iııı... sendromu, mesleği topluluk önünde konuşmak olmayan kişilerde çok görülür. Eee, Iııı silmenin tek yolu alıştırma yapmaktır. Bu tehlikeleri ortadan kaldırmanın sırrı, normal konuşma hızından daha yavaş bir şekilde konuşmaktır. Böylece bir sonraki sözcüğün ne olacağını düşünmek için kendinize zaman tanımış olursunuz.
1.Yavaş Yavaş; Normal Konuşma Hızından, Daha Yavaş Bir Şekilde Konuşun.
Bir kez akılıcılığı sağladıktan sonra, hızınızı artırabilirsiniz.
Peki ya abartılı el hareketleri ve çevredeki nesnelerle oynama alışkanlığımızı ne yapacağız? Beden dilimizin iyi niyetli dinleyiciler üzerinde iyi izlenimler bıraktığını kendimize sorma fırsatı bulmuş olduk ve öğrenmek için de kendimizi inceledik.
2. Konuşurken Etrafı Kurcalamayın; Kollarınız iki yanınızda ellerinizi çevredeki eşyalardan uzak tutmayı bilin.
Her sorunun ana fikrini cevabınızın bir parçası olarak tekrarladınız mı? Bu şekilde başlamak hem akıcılığı hem de hissettiğiniz gerginliği yada utangaçlığı bir kenara atmanızı sağlayacaktır. Daha da önemlisi soruları direk olarak cevaplamaya kalkışırsanız biran ne söyleyeceğinizi şaşırabilirsiniz. Bu da gebe bir sessizliğe, sizin de utanmanıza yol açacaktır. Ayaküstü düşünmek konusunda uzman olmak sorulara anında ve akıcı bir şekilde cevap vermeyi gerektirir.
3. Soruyu Kendi Lehinize Kullanın; Özgün soruyu tekrarlamak şu yararı sağlar
-Zaman kazandırır-Gerginliği dağıtır-Garip duraksamaları önler.(Eğer soruyu tekrarlamanız, istediğiniz sonucu vermezse konu ile alakalı bir soru seçip, yeniden cevaplamanız iyi olacaktır. Cevabınıza bir parça mizah katabilirseniz çok daha iyi olur. Hazırlıklı olmadığınız soruları cevaplarken, cevapları kısa tutmalısınız. Basit gündelik sözcükler kullanın.
4. Sözün kısasını söylemek için sözü kısa tutmak gerekir. Doğaçlama konuşma işlemini mükemmelleştirdikten sonra sözcük dağarcığınızı geliştirebilirsiniz.
"Bir etimologla, entomologu mu tanıyalım? Peki hala soru aslında zor görünüyor ama cevabı inanılmaz derecede kolay. Etimolog, entomologu ne olduğunu tam olarak bilendir."
VE DAHA FAZLA SORULAR
Benim altı sadık hizmetkarım var.
Her şeyi bana öğreten işte onlar.
Adlarıysa Ne ve Neden ve Ne Zaman
Ve Nasıl ve Nerede ve Kim
Soruluş Amacı Gizli Sorular:
Trafik polisi "Sizi yolun kenarına çektim, çünkü bu araç size sorun çıkarıyora benziyor. Bir sorun mu var?" aslında polis bizim bir sorunumuzun olup olmamasıyla ilgilenmemektedir. Onun öğrenmek istediği şudur; sizin vites değiştirmede zorlanmanız, direksiyona hakim olmamanız, sinyalleri yakmak yerine ön cama su fışkırtmanızın nedeni arabaya yabancı oluşunuz mu (araba çalınmış olabilir) yoksa zihinsel ya da bedensel bozukluğunuz mu (sarhoş olabilirsiniz) onu öğrenmektir.
Çok Unsurlu Sorular:
Bu tür sorular aslında sizi hedeflenen cevaba götüren ve bir çok soru gibi görünüp aslında tek soru olan sorulardır.
Varsayıma Dayalı Sorular:
Sorunun soruluş nedeni, aslında olayla hiç bir ilgisi bulunmayan bir cevap almak ve bunu, söylediği zaman ve bağlamın dışında kullanabilmektir. Renkli basının kullandığı manşetler bunlardır.
Değişkeni Olmayan Sorular:
Değişkeni olmayan sorulardan kasıt sorunun istenilen cevaba yönelik olmasıdır. Bu soru türü sadece "evet" ya da "hayır" diye cevaplanır. Yeterli olan kapalı soru türüne benzer, tek farkı vardır, cevap vermesi beklenen kişinin belli seçenekler arasında seçme özgürlüğü vardır.
Sonuca Bağlanmamış Sorular:
Bu soru türü genellikle personel müdürleri, gazeteciler ve satıcılar kullanır. Bu sorular genellikle altı sözcüğü içerir. Kim, Ne, Ne zaman, Nerede, Neden ve Nasıl. Bir konuyla ilgili en ayrıntılı bilgiyi öğrenmek için sorulur.
Tuzak Sorular:
Bu tür, televizyon ve radyo röportajcılarının en gözde soru türlerindendir. Sorunun amacı, sorunun yöneltildiği kişinin bir duvara toslamasını sağlamaktır.
Olumsuz Sorular:
Bu soruya saldırgan sorular adını vermek daha doğru olur. Soruluş amacı size haddinizi bildirmektir. Olumsuz sorular sizi, kendinizi savunmaya ve böylece daha sert saldırılara kurban kılmaya itmek amacıyla sorulan sorulardır.
Yankı Sorular:
Bu soru türü polislerin gözdesidir. Bu tür sorular sorarak zanlının anlattığı öykünün daha derinlerine inebilir. Uygulaması şöyledir: Sorguyu yapan kişi, zanlının cümlelerini soru cümlelerine dönüştürür; bu da zanlının söylediği şeyi yeniden gözden geçirip konuyu derinleştirmesini sağlar. Bu değişik türdeki soruları en iyi şekilde nasıl cevaplayabileceğimizi öğrenmeden önce, bence sorgulanırken davranışlarınızda dikkat etmeniz gereken noktalara bir göz atalım.
YALAN BELİRTİLER
Birden hazırlıksız olarak aniden bir soru-cevap durumunun içine sokulduğunuzda heyecanlı olmanız çok doğaldır. Bu gibi zamanlarda ağızdan çıkan sözler başkadır, beden dilimizin anlattığı şey başkadır - ve böylece her şey berbat olur. Bu gibi durumlarda, beyninizle bedeninizin birbiriyle uyum içinde olup olmadığına dikkat etmelisiniz.
ALTI HAYATİ DAVRANIŞ KURALI
1. Her zaman direkt olarak soruyu soran kişiye bakın. Sık sık göz temasında bulunun ama onun gözlerini kaçırmasına neden olacak kadar ısrarla değil. Bir an için başka bir yere bakmanız gerekirse, başınızı çevirerek bakın, sadece gözlerinizi oynatmayın. Gözlerinizi fazla oynatmak size hilekar bir hava verir.
2. Konuşulan konuyu zekice bir ilgi ve merak ifadesiyle dinleyin. Arada sırada başınızı sallarsanız durumun sizin kontrolünüz altında olduğu izlenimini verirsiniz. Aynı şekilde, bu hareketiniz, genellikle soruyu soran kişinin düşünce zincirinin ucunu kaybetmesine ve daha az tartışmalı bir soru sormasına neden olur.
3. Soruyu dikkatle dinleyin; sorunun ardındaki gizli anlamı çıkarmaya çalışın.
4. Soruyu dinlerken, sorunun ardındaki anlamı yargılamakta aceleci davranmayın ve soru bitmeden cevabı hazırlamayın
5. Soruyu anladınız ama bir cevap oluşturmak için zamana ihtiyacınız var; o zaman soruyu ya tekrarlayın ya da daha da iyisi başka sözcüklerle yineleyin.
6. Size en masum gelen soru genelde arkasında gizli bir anlam içerir. Sorunun arkasındaki gizli anlamı ortaya çıkarmak için çok kısa bir yanıt verin ve ardından “neden sormuştunuz?” gibi soruyla karşı saldırıya geçin Bu yöntem amacın ortaya çıkmasını sağlamakta çok etkilidir ve sizin daha ayrıntılı cevap vermenizi ya da soruna daha iyi bir çözüm bulmanızı sağlar.
BAŞARAMAMA KORKUSU
<
Bazen en zeki ve en hızlı düşünene insanlar bile istedikleri kadar başarılı olamazlar. Bu kaçınılmazdır. Çenenizi ne kadar çok ortaya çıkarırsanız, insanlara buna bir yumruk atmaları için o kadar çok olanak tanımış olursunuz. Başarısızlık sendeleyip düşmek değil, sendeleyip düşmek ve düştüğün yerde kalmaktır.
İNANDIRICI KONUŞUN
“Sorular zihninizin nerelere kadar ulaştığını gösterir, cevaplarsa ustalığın”
Geçen bölümde sekiz soru kategorisini belirledik ve bunların birbirinden farklı olan yönlerini kabaca tanımladık. Şimdi ise bu soru türlerine tam olarak nasıl cevap vermemiz gerektiğini inceleyeceğiz. Şunu bilmelisiniz ki insanlar size bir soru sorduklarında, bunu aşağıdaki üç amaçtan biri ile yaparlar.
1-Şu anda bilmedikleri bir şeyi öğrenmek istiyorlardır.
2-Zaten bildikleri bir şeyi doğrulamak istiyorlardır.
3-Sizinle ilgili daha fazla şey öğrenmek istiyorlardır.
Söz gelimi dışa dönük insanlar, sadece sorulan sorunun cevabını vermekle kalmaz, aynı zamanda bu soruyu çevreleyen konuları da açıklamaya girişir. Öte yandan içine kapanık insanlar verebileceği en az bilgiyi ileterek cevap verirler. Verdikleri cevap kelimesi kelimesine doğru olabilir ama en ufak bir canlılık ya da parıltı içermez.
Mükemmel Cevap Nelerden Oluşur:
1-Sorulan soruyu cevaplayan az ve öz bir giriş açıklaması
2-İlk yorumunuzu güçlendiren destekleyici bir açıklama. Söz gelimi çok tanınan bir otoritenin bir sözü ya da düşüncesi.
Amacı Gizli Sorular:
İşveren: Bu göreve atandığınız taktirde, firmamızın en büyük bölümünden sorumlu olacağınızın ve en yüksek dördüncü maaşı alacağınızın farkında mısınız? Sorunun amacı, hevesinizi ölçmek değil. Sizi yönlendiren şey güç mü, para mı yoksa her ikisi mi, bunu anlamaktır. Şirketler türlü türlüdür; elbette işe aldıkları personelde aradıkları farklı farklıdır. Bu yüzden sorulan soruya cevap bütün ilgili konulara değinmekle beraber, karşınızdakinin kusurlarını yatıştıracak şekilde olmalıdır. Belki de cevabınız aşağıdaki gibi olmalıdır.
Cevap: Bu cevapla soru sorulan kişi, ilk olarak iş hayatındaki gelişmeleri kendisini doğal olarak büyük bölüm yöneticiliğine getirdiğini, ikinci olarak da hak ettiği maaşı aldığını belirtmiş oluyor.
Çok Unsurlu Sorular:
Bu tür sorulara cevap vermenin zorluğu sorunun bütün unsurlarını hatırlamak zorunda oluşunuzdur. Hatırlayamazsanız, size yöneltilen suçlamaları kabul etmiş olursunuz.
Varsayıma Dayanan Sorular:
Bu soru türü televizyon ve radyo haber programcılarının en sevdiği soru türüdür. Sorunun amacı, soru sorulan kişinin o anki görüş açısının dışına çıkartmaktır: Soru sorulan kişinin bazı varsayımlarda bulunması sağlanır, böylece ileri bir tarihte bu sözler onun yüzüne çarpılabilir. Varsayıma dayalı sorulara cevap verirken dikkat edilecek nokta, daha önce söylediklerimizi tekrarlamak ya da başka sözcüklerle yinelemektir.
Sonuca Bağlanmamış Sorular:
Daha önceki bölümde anlattığımız üzere, sonu açık soruların içinde her zaman şu sözcükler bulunur. Kim, Ne, Ne Zaman, Nerede, Neden ve Nasıl. Bu sözcüklerin herhangi birisinin daha önceki senaryomuzda kullanacak olursak, çok daha bilgilendirici, daha az duygusal cevapların verildiğini görebiliriz.
Olumsuz Sorular:
Duygusal davranan halkın gözünde bu davranış hemen hemen affedilmezdir. Olumsuz bir soruya aşırı tepki vermek sizi asla başarıya götürmez. Seyrettiğiniz onca TV haber programını ve bu programlarda kendilerini kaybedip aşırı tepki gösteren insanları düşünün. Sanki delirmiş gibidirler ve asla sakinleşmeyeceğe benzerler. O zaman onlara anlayış göstermiş miydiniz? Sanmam. Terslik ve abartılı kırgınlık gösterileri, insanoğlunun en kötü huylarıdır.
HIZLI DÜŞÜNME VE CEVAP VERME YÖNTEMLERİ
Etiketler: düşünme, ESNEK DÜŞÜNEBİLMEK, hızlı düşünme, hızlı düşünme teknikleri, HIZLI DÜŞÜNME VE CEVAP VERME YÖNTEMLERİ 0 yorum
Gönderen
Healthydays
zaman:
8:17:00 ÖÖ
ESNEK DÜŞÜNEBİLMEK
Etiketler: ciddiyetsizlik, düşünme, ESNEK DÜŞÜNEBİLMEK, şüphecilik, tarafsızlık 0 yorumÇok zeki insanlar vardır ki düşünmesini pek beceremezler. Zira sağlıklı düşünmek, "vukuf" ve "idrak" melekeleriyle, tefekkür kabiliyetinin geliştirilmesine bağlıdır.
Zekanın yeterli olduğu görüşü, eğitim sistemimizdeki handikaplardan biridir. Zeki olanlara yardım etmeye gerek duymayan, onlara nasıl düşünülmesi gerektiğini öğretmeyen, herşeyin kendi kendine olup biteceğine inanan insanlar, "parlak" olmayan öğrencilere de hiçbir şey öğretilemeyeceği peşin hükmüyle onları da "düşünme kabiliyeti"nden mahrum etmişlerdir. Halbuki düşünmesini bilen fakat "parlak" gözükmeyen bir öğrenci, dehâ derecesinde zekaya sahip olan fakat düşünme kabiliyeti gelişmemiş bir öğrenciden, "hayatta" çok daha başarılı olabilir. Zira hayat, bilenlerden çok anlayan ve anladığını fiiliyata döken insanlara gülümser.
Demek ki başarı için "bilme" nin yanında "iş yapma" kabiliyeti de şarttır. Peki bu "aksiyon istidatları" veya "faaliyet melekeleri" nelerdir? Bunları şu şekilde tasnif etmek mümkündür:
1. Muhtemel bir davranış veya teşebbüsün neticelerini tahmin etmek.
2. Ele alınan meseleye ait alternatif uygulamaları etraflıca düşünmek.
3. Uygulamada önceliği olan unsurları farketmek.
4. Diğer insanların tecrübe ve tavsiyelerine dikkat etmek.
5. Mevcut şartları en iyi şekilde değerlendirmek.
6. İnisiyatif sahibi olmak.
İşte bu tür husûslarda "düşünme" kabiliyetleri gelişmemiş insanların iş yapma istidatları da güdük kalmakta, tahsil hayatları alkışlarla dolu olsa da hayatta bocalamaktadırlar. O halde meseleleri bilmek ve tahlil etmek gereklidir, fakat yeterli değildir. Neticeye ve aksiyona götürücü bir dizaynı da düşünmek şarttır.
Düşünmenin yapılıyor olması, onun sağlıklı bir şekilde öğretilmiş olduğunu göstermez. Bilhassa zeki talebelerin fıtrî enaniyetlerini kırmak için nasıl düşünülmesi gerektiğine ait kurslar çok faydalı olabilir. Çünkü bu sayede talebeler, eksikliklerinin farkına varıp asıl meziyetin zeki olmak değil, düşünmesini bilmek olduğunu anlayacaktır. Gerçekten de, mevcut eğitim sistemlerinin çoğunda, tahlil ve problem çözme kabiliyetlerini geliştirmek biricik hedeftir. Bu anlayış, özellikle batı kaynaklı sosyal bilimler ve ekonomik teşebbüslere hakimdir. Meselâ batılılar bir mamülün kalitesini artırmak için önce ondaki hataları, problemleri araştırır, sonra bunlara çözüm bulmaya çalışırlar. Tabiî ki bir problem görülemezse, gelişme de olmaz. Herşeyde problem aramak, "bundaki hata nerede? Haydi bulup çözelim" demek; nazarımızı, dikkatimizi ve idrakimizi sınırlar. Japonlar bu noktada batılılardan ayrılır. Bir şeyin hangi durumda olursa olsun daha iyi bir duruma getirilebileceğine inanırlar, sürekli yenilikler peşinde koşarlar.
Demek ki inkişaf, sadece problemleri çözmekle gerçekleşmez. Ortada hatalı birşey olmadığı halde inisiyatifli düşünme, müteşebbis olma, inkişaf düşüncesi taşıma sayesinde keşif ve icadlara ulaşılır. Zaten dâhiliğin kıstasları da bunlardır. Fakat genellikle insanlar, meseleleri analiz etme kolaylığına kaçarak idrak sistemlerini, zihnî modellerini ve dimağlarındaki mevcut paradigmaları değiştirme, yeni modeller tasarlama zahmetine katlanmamaktadır. Maharet, mevcudu bilmekte değil, yeniliklere açık bir ruh taşımaktadır.
İnsanlar paradigmalar yardımıyla düşünürler. Paradigmayla kastettiğimiz şey, zihnimizdeki kavramları çerçeveler halinde düzenleyen zihnî bir modeldir. Bu modeller veya kavram çerçevelerine "mini-inançlar" da denilebilir. Zira küçüklüğümüzden bu yana edindiğimiz bilgi ve tecrübelerle birçok mini-inanca sahip oluruz. Meselâ sobaya dokunduğumuzda "ateşin yaktığını" anlar ve daha sonra bu inancı test etmeye cesaret edemeyiz.
İnançlar dünyayı idrak şeklimizi belirler ve bizleri kendilerini sorgulamaktan alıkoyar. Bazen o kadar güçlü inançlar oluşur ki sahibi bu uğurda hayatını bile feda etmekten kaçınmaz.
İnançlar ancak paradigmaların değişmesiyle değişebilir. Paradigmalar da bir iç tecrübe (keşif) ile yeni bir kimliğe bürünür. Yani öyle bir an gelir ki her gün gördüğümüz şeyleri farklı görmeye başlarız. Yeni fikirler, paradigmalara uymazsa reddedilirler. Eğer yeni fikirler reddedilemeyecek şekilde baskın çıkarsa paradigmalar da tekrar şekillenmeye başlar. Kur'anî hakikatlerin, insanların hidayetlerine vesile olması, bir bakıma bu şekilde gerçekleşir. İnkar edilemeyen ve şüphe götürmeyen yakinî deliller, daha doğrusu bürhanlar, çürümüş kavram çerçevelerini darmadağın ederek yepyeni zihnî modeller inşa ederler. Tabiî bütün bunların tahakkuk etmesi, Cenab-ı Hakk'ın "iman"ı ihsan etmesine, bu da insanın iradesini doğru yolda kullanmasına bağlıdır.
Peki paradigmalar nasıl değişir? Öncelikle insanların "yeni fikirlere" hazır olması gereklidir. Zira bizler sadece görmeye hazır olduğumuz şeyleri görebiliriz. Şu anda çoğumuz farklı fikirler ve mefhumlar taşımaktayız. İçimizden birisi çıkıp yeni bir fikir öne sürecek olsa, birçoğumuz bunu ya "saçmalık" deyip kabul etmeyecek veya zihinlerindeki mevcut fikirlere bakıp "falan fikrin aynısı işte" damgasını vuracak, yani bilmediği bir şeyi, bildiğinin aynı zannetme hatasına düşecektir. Bu peşin hükümden kaçan, mülâhaza dairesini açık tutarak esnek düşünmesini becerebilenlerin sayısı gerçekten çok az.
Yeni bir fikirle eski fikirler arasındaki benzerlik çok az da olsa "aynısı işte" damgasını vurmamız fıtrî bir meyil adeta. Zaten bu yüzden yeniliklere gereken dikkat ve tecessüs gösterilmiyor. Halbuki ifrat ve tefritten kaçarak, soğukkanlılıkla yeni fikirleri değerlendirmek, zihindeki taş gibi paradigmaları biraz ufalamak daha mantıklı değil mi?
Şu anda idrak edemediğimiz şeyleri idrak edebilmemiz için yeni kelimelere ihtiyacımız var. Mevcut kavramlarla anlatılamayan hakikatleri yeni bir üslupla aktarmak için de yeni tabirler gerekli. İnkişaf için, paradigmaların değişmesi için ve bir "iç keşif" demek olan tesirli düşünme için kavramların elden geçirilmesi lazım.
Tartışma (münazara) yoluyla paradigmalar, inançlar değişmez. Zira tarafların mihenk taşları, kalkış noktaları ve kavram çerçeveleri farklıdır. Normal bir camdan dışarı bakan bir insan, pembe bir camdan dünyayı seyreden diğer bir insanı, herşeyin toz-pembe olmadığı konusunda ikna edemez. Münakaşa suretiyle mütabakata ulaşmak mümkün değildir. Bir de enaniyetler kabarırsa, yapılan şey ancak "ilzam" olur "irşad" değil. Bu yüzden imanî meselelerin münazara şeklinde bahsi caiz değildir.
Eski bilgilere yeni bir nazarla bakmak, yeni şeyler keşfetmek demektir. Şu an elimizdeki malumatı ancak mevcut zihnî modellerimize göre değerlendirebiliyoruz. Demek, yeni modeller kurdukça, eski malumatı tekrar değerlendirmek, yeni kavramlar üretmek ve yeni fikirlere açık olmak çok makuldur. Zira kime, ne zaman, neyin ilham edileceği bilinmez. Şu anda hayal bile edemediğimiz alternatiflerin mevcut olabileceği akıldan çıkarılmamalıdır.
Mevcut delillere bakarak aceleci bir hüküm vermektense, mülâhaza dairesini açık tutmakta fayda vardır. Zaten çoğu hadise ilk nazarda insanı aldatabilir. Meselâ yolda kıvranan bir kazazedeye arabasından inmiş yardım eden bir insanı, daha sonra olay yerine gelen birisi suçlu olarak görebilir. Halbuki asıl suçlunun oradan çoktan uzaklaşmış olması da muhtemeldir. Demek ki görünüşe aldanmamalı, zahire göre hüküm verilmemelidir. Şartlar, maksat, makam, niyet bilinmeden karar verilemez. Hatta bazı durumlarda gözümüzle gördüğümüz halde perdeyi yırtmamamız tavsiye edilmiştir. Cemiyetin selameti için su-i zandan kaçmak, itimat etmesek bile hüsn-i zan göstermek gereklidir. Evet, soğukkanlı düşünmek tam bir "irade" meselesidir.
Klasik mantık anlayışının tesirinde olan insanların zihinlerindeki paradigmalar taş gibidir. Zaman, zemin ve şartlar ne olursa olsun değişmez. Halbuki esnek düşünmesini bilen insanların zihnî modelleri su gibi akıcıdır. Girdiği kabın şeklini alır. Şartlara göre, zeminin durumuna göre bir yöne akar. Klasik mantığın tesiriyle insanlar bazı hükümlerdeki hikmetleri idrak edemezler. Meselâ Bediüzzaman Hazretleri bir tartışma çıktığında haksız tarafa destek olunmasını tavsiye etmektedir. Geleneksel zihnî modeller bu tavsiyeyi bir türlü kabul edemezler. Oysa mevcut şartlar nazara alınarak, o anki topluluğun selameti açısından haksıza yardım etmek daha faydalıdır. Zira tartışmanın devam etmesi umuma zarar getirebilir. Münakaşanın sona ermesi için ise haklı tarafa arka çıkmak tesirli olmaz. Zira haklı olan, hakkaniyet sahibidir. İlzam edilse de sesini çıkarmaz. Enaniyet sahibi olan ise haksız olandır, susması için yardıma ihtiyacı vardır.
İşte bu klasik mantık anlayışı yüzünden çoğu mesele hâlâ tartışmalıdır. Şehzadelerin katledilmesi, kadın ve erkeğin mirastaki ve mahkemedeki durumu gibi meseleler hep mevcut şartları, psikolojik ve sosyolojik faktörleri ve herşeyden önemlisi dinî nassları göz ardı etmek yüzünden yanlış anlaşılmakta, hatta çoğu zaman anlaşılamamaktadır.
Burada şu husûsu aydınlatmakta fayda var. Esnek düşünmek, su gibi akıcı bir mantığa sahip olmak "ciddiyetsizlik", "şüphecilik" ve "tarafsızlık" demek değildir. Su yukarı doğru akmaz. Esnek düşünen insanların da şüphe götürmez inançları vardır. Bu tür yakinî bilgilerde, imanî mevzûlarda tarafsız olunmaz. Zaten bizim kastettiğimiz esnek düşünme iman esaslarıyla değil, ferdî ve içtimâî muamele ve teşebbüslerle alâkalıdır.
Esnek ve sağlıklı düşünmesini becerebilmek, önce düşünmeyi düşünmekle başlar. Bu da taklitten kurtulmanın, şuura ermenin ve tahkike ulaşmanın ilk adımıdır.
Gönderen
Healthydays
zaman:
8:16:00 ÖÖ