: Health,Psychology,Sağlık Blog-: evlilik
evlilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
evlilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
8.12.2008

Evlilik - Çiftlerin Sorunları

0 yorum

Evlilik ve Aile Danışmanlığı

Özellikle çatışmalar, öfke boşalımları, bağımlılıklar ve obezite, fiziksel sorunlarla uğraşmak gibi birçok alt konudan ortaya çıkmış olan evlilik sorunları ve aile içi sıkıntıların çözümü amacıyla başvurulmaktadır.

İçgörü, empati ve sempati kurulması, ilgi duyan ve ilgi gören bir aile ortamı yaratılması konusunda bütüncül terapi olanakları kullanılmaktadır. Çatışmalardan başlayarak ortak noktalara ulaşılması, bireysel gelişim, kişilik ve psikolojik gelişimin birlikte incelenmesi ve gelişim teorilerinin tartışılması belirgin bir içgörü ve esneklik sağlamaktadır. Bu terapiler bireysel veya aile terapisi şeklinde başlatılıp sürdürülmektedir. Son hedef huzurlu bir aile ortamı içinde bireysel işlevleri en üst düzeye ulaştırabilmektir.


Çift Terapisi

Evlilikte, çiftin birlikteliğini sağlayan en temel faktör çatışmaları çözme becerisidir. Çünkü iki insanın ortak olarak paylaştığı bir mekanda ve hatta yaşamda çıkarların karşılaşması ve çatışmaların olması kaçınılmazdır. Sevgi ve cinsellik ilk günkü şiddetinde sürse bile zamanla çatışmalar bu iki ulvi duyguyu etkileyebilmektedir. Önemli olan karşılıklı bağlılık duygusunu zedelememek ve yitirmemektir. Bireylerde olduğu gibi çiftler sorunlarını genellikle tek başına çözmeye çalışmaktadırlar. Ancak bireylerde olduğu gibi çiftlerde de kolaylıkla farkedilmeyen kör noktalar vardır. Bazen günün getirdikleri ile uğraşırken bu kör noktalar iyice gömülür ve içeriden yıkıcı etkilerini gösterebilir. Aynı şekilde; herhangi bir çatışmanın veya durumun üstesinden gelmeyi sağlayacak olsa bile, hislerin ağırlığını kaldırıp bunların üstesinden gelmek ve asgari müştereke ulaşmak zor olmaktadır.

Çift terapisi bu sorunların veya çatışmaların üstesinden gelme süresini kısaltmakta ve yaşamı kolaylaştırmaktadır. Tipik olarak çiftler genellikle son noktaya yakın olarak danışmayı tercih etmektedirler. Hatta bazı durumlarda terapi veya destek talebi boşanmayı takiben gelmektedir. Yine de dışarıdan destek alma konusunda eşit cesareti göstermek çiftin ortak hedefi olamamaktadır. Çünkü herkes kendisinin haklı olduğunu düşünmekte ve gerekli esnekliğe sahip olmayı reddetmektedir. Bu da kısır döngünün sürmesine neden olmaktadır. Medeni kanun en azında ortaya çıkabilecek maddi sorunların çözümü için önemli bir adım atmıştır. Ancak manevi sorunların veya muhtemel çatışmaların çözümü için hiçbir kanun veya yönetmelik yeterli olmamaktadır. Bu nedenle sadece sorunlar ortaya çıktığında değil daha ortada sorun yokken danışmanlığa başvurmak uzun ve sağlıklı bir birlikteliğin temelidir. Böylece muhtemel çatışmalar öngörülebilir ve karşılıklı esneklik yetenekleri üzerinde çalışılabilir.

Birliktelik öncesinde veya başlangıcında oldukça zor olan, yüzeyin altında olanları sonradan farketmek, eğer hazırlıklı değilseniz karşılıklı bağlantıları kolayca bozabilir. Uyumlu bir ilişkide karşılıklı empati ve esneklik uyumlu bir ilişkiyi tetikleyen en güçlü desteklerdir. Bunlar ancak kişisel içgörü ve eğitimle edinilebilir veya güçlendirilebilir.

Bu amaçla hem bireysel hem de bütünleşik aile terapisi bütüncül yaklaşımla birlikte değerlendirilmekte ve ilişkide yeni açılımlar kazandırılabilmektedir.

Ebeveyn ve Bakıcı Terapileri

Ebeveynlik yaşamda elde edilen en zor ama en keyif verici tecrübelerden birisi olarak kabul edilmektedir. Günümüzün karmaşık yaşam koşulları ve veri akışı içinde bir aile oluşturmak ve yeni bir nesil yetiştirmek konusunda zaman zaman yetersiz hissedilebilmektedir. Dahası kişilerin çoğu ön bilgiye sahip olmadan bebek sahibi olmaktadır.

Ebeveyn olma konusunda sadece çocuğun fiziksel gelişimi konusunda bilgi sahibi olanlar ise olayın derin psikolojik etkilerini göz ardı etmektedirler. Genel kabule göre bir çocuğun yaşamında ilk üç ay çok değerli ve önemli bir dönemdir. Her ne kadar tüm yaşamda değişim dönemleri bulunmaktaysa da anlayışın ve ikili ilişkilerin hassas şekilde kontrol edileceği dönem 4-6 yaşlar arasıdır. 6-12 yaş arası ailenin uzaktan gözetimi ve mevcudiyetini hissettirmesi gereklidir. 12-20 yaş arasında kişiliğin kemikleşmesinde ailenin aktif olarak varlığı, doğru hedefe doğru güvenle gelişmeyi destekler. Bu genel kuralların altında yer alan detaylar ve kişisel psikolojik yapı ile ebeveynlik yapısını harmanlamak ve yoğurmak hassas bir konudur. Bunun için derin bir içgörü ve çocuk gelişimi bilgisi gereklidir.

Başvuranların büyük kısmı bireysel sorunlardan, çocuklarındaki yakınmalardan veya aile içi çatışmalardan yakınarak gelmektedir. Psikoterapi ve bütüncül terapi uygulamalarıyla bu sorunlarda belirgin ilerleme sağlanabilmektedir. Ancak daha iyisi daha sorunlar görünmeden veya psikolojik, kişisel yapı kemikleşmeden gerekli yönlendirmenin yapılabilmesidir.

0-3 Yaş Bebek ve Anne Eğitimi hizmetimiz bu amaçla kurulmuştur. Bu hizmet yaşam boyu sürecek danışmanlık şeklinde planlanmıştır.

1.09.2008

AKRABA EVLİLİĞİNİN SAKINCALARI

0 yorum

Türkiye gibi akraba evliliklerinin yoğun olduğu ülkelerde, sakat bebek doğumları çok sık görülmektedir. Akraba evliliklerin görülmesinin sebepleri arasında genellikle, aileye ait mal varlığının dağılmaması, aile bireyleri arasındaki sevgi ve saygıyı korumak, akrabaların evlilik ve sosyo ekonomik beklentilerinin aynı olması ve karşı cinsle rahat iletişime girememe gibi etkenler sayılabilir. Akrabalar arasında yapılan evliliğe endogami denilmektedir.
Kalıtımın taşıyıcısı genlerdir. Bizler nesiller öncesinden gelen atalarımızın bize hediye ettiği genetik kalıtımla yaşama başlamaktayız. Vücudumuzun büyüyüp gelişmesi ve çalışması genlerimizin kontrolü altındadır. Yaşamın temel taşı olan gen’ler, bir DNA molekülünündeki belirli bir özellik içeren kesitine verilen addır. Her bir gen ya da birkaç gen kümesi bizdeki bir özelliğin bilgisini içerir. Anne ve babadan eşit olarak geçen genler, bizdeki tüm yaşam duvarlarını örer. Genler hücrelerde bulunan kromozomların kısımlarıdır. Dolayısıyla genler, kromozomlarla birlikte çoğalarak, hücre bölündükçe yeni hücrelere geçerler. Kişide her genin, biri anneden biri babadan gelmiş olan iki kopyası (aleli) bulunur. Bazen genin bir kopyasının yapısı bozuktur ve bu bozuk kopya yüzde elli olasılıkla çocuğuna geçer. Bozuk bir gen, kişinin bazı vücut işlevlerinin bozulmasına neden olur.
Bir karaktere ait olan özelliğin diğerine baskın olması halinde o karaktere baskın (dominant) gen , baskın olmayan gen’e resesif (çekinik) gen denir. Bir karakterin çıkması, iki aynı gen frekansının karşılaşması demektir. Eğer bir hastalığa ait gen (resesif) anneden aktarılırken, babadan da aynı (resesif) gen ile karşılaşırsa o hastalık mutlaka doğacak olan çocukta çıkacaktır. Eğer , anneden resesif gen, babadan da dominant gen karşılaşırsa bu sefer doğacak çocuk da tıpkı anne ve babası gibi hastalığın taşıyıcısı olacak, ama o hastalık açığa çıkmayacaktır. Aynı karakterde iki resesif genin karşılıklı gelmesi çekinik alleller sonucu hastalık çıkar. Anne ve babadan iki baskın gen (dominant) alan çocuk (baskın alleller) ise tamamen sağlıklıdır.Dolayısı ile, akraba evliliklerinde aynı gen yapısına sahip olan ailede , resesif genlerin birbirleriyle karşılaşma ihtimalleri, daha fazla olacaktır.
Buna örnek olarak kahverengi ve mavi göz renklerini ele alalım. Kahverengi göz rengi dominant gen (baskın) olsun , diğeri için de mavi ise (çekinik) resesif gen diyelim. Anne-babadan birinin göz renginin mavi (m), diğerinin kahverengi (K) olduğunu düşünelim.Bebekler anne-babalarından kalıtımla; kahverengi-kahverengi (KK), kahverengi-mavi (Km), mavi-kahverengi (mK) ve mavi-mavi (mm) genler gibi dört ihtimal almış olurlar. İlk üç durumda bebeğin gözleri kahverengi (baskın renk olduğu için), son şıkta ise mavi (çekinik renk olduğu için) olacaktır.
KK=K Km=K mK=K mm=m
İnsanlar birçok kalıtsal hastalığın genini taşır. Normal aile yapısında da hamilelikte çocuğun hastalıklı doğma olasılığı %25, taşıyıcı olma olasılığı %50, genin bozuk kopyasını hiç almamış olma olasılığı ise %25'tir. Akraba evliliklerinde aynı soydan geldikleri için anne ve babanın aynı genin bozuk kopyasını taşıma, yani hastalığın taşıyıcısı olma olasılığı çok yüksek olduğundan çocuklarında hastalıkların oluşma şansı çok daha fazladır.
İşte akraba ile evlenme, zararlı baskın ve çekinik genlerin üst üste gelerek frekanslarının çakışması sonucu ortaya çıkma ihtimalini artırdığından genetik hastalıkların görülmesine yol açabilmektedir. Bunların çocukta görülmesi için ana ve babanın her ikisinin de en az bir zararlı çekinik gene sahip olması gerekir. Biraz önceki göz rengi örneğinde olduğu gibi, mavi göz renginin çekinik genleri, hem anneden hem babadan gelirse, çocuk mavi gözlü olacaktır. Dolayısı ile akraba evliliklerinde aynı gen yapısına sahip olan ailede , zararlı (resesif) genlerin birbirleriyle karşılaşma olasılığı fazla olacaktır. Akraba ile evlenme, kalıtımla geçen hastalıkların bulunduğu ailelerde bu yönden sakıncalıdır. Böyle durumlarda bazı çekinik genler çakışabilecek ve böylelikle hasta çocukların doğma ihtimali artacaktır. Hastalığın çıkması, iki resesif genin karşılık olarak bir araya gelmesi demektir. Bilindiği üzere resesif genler hastalık taşıyan genlerdir.
Ailede genetik dağılım ,erkek ve kız kardeşlerde, genellikle genlerin yarısı birbirinin aynıdır. Gen ortaklarının oranları, akrabalık uzaklaştıkça küçülür. Torunlar, dede ve ninelerin dörtte bir genine sahiptir. Yeğenlerin genleri ise, genellikle amca ve halalarının, dayı ve teyzelerinin dörtte bir genine eşittir. Daha uzak akrabalıklarda bu oran, kardeş çocuklarında olduğu gibi sekizde bire düşmektedir.
Kan uyuşması çözüm müdür?
Akraba evliliğinde Kan uyuşmazlığı kan grubu ile değil kanınızdaki Rh faktörü ile ilgilidir. Yalnızca kadının Rh - , erkeğin ise Rh + olduğu durumlarda oluşabilir. Kan gruplarının uyuştuğu hallerde doğum sonrasında çocuklarda kalıtımsal hastalıklar görülmüştür.Erkekte bulunan Rh faktörünün genetik aktarımla ana karnındaki fetüste ortaya çıkması anne ile bebek arasında bir kan uyuşmazlığının ortaya çıkmasına neden olacaktır.
Günümüzde akraba evliliklerinde en çok görülen hastalıklar; zekâ geriliği (fenilketonüri), Akdeniz Anemisi, Alzeimer, Parkinson, Huntington hastalığı ve nöron ölümüdür, özürlü ve ölü doğumlar da bu örnekler arsında sayılmaktadır.
Çocuk Doğmadan Önce Kalıtsal Bir Hastalığın Tanısı Konulabilir mi?
Gen analizi de denilen DNA analizi yöntemleriyle artık hamileliğin ilk üç ayında birçok hastalığın tanısı konulabilmektedir.Genetik bilimin gelişmesi ile bazı hastalıklarda daha anne karnında müdahale çalışmaları hız kazanmıştır. Bebeğin anne karnında içinde yüzdüğü sıvıdan, ya da beslenmesini saglayan kordondan alınan sıvıların incelenmesiyle bir anormallik olup olmadığı % 93 oranında kesinleştirilebiliyor.Yapılan testlerde, anne karnındaki bebeğin ense kalınlığı ölçülüyor. Bebeğin ensesinde fazla sıvı birikmesi, doğuştan zekâ geriliği anlamına gelen Down sendromunun habercisi olabiliyor. Ayrıca bazı kromozom bozukluklarında ve doğumsal kalp hastalıklarında da bebeklerin ense kalınlığı artıyor.

 

Zirve100 Toplist
Türkiyenin Tikky Sitesi Türkiyenin Tikky Sitesi